bir tren yolculuğunun iç geçirmelerindeyim.
cam kenarını sevmem boşuna değil benim,
akıp giden hayata, ancak kenarından seyrederek tutunuyorum.
yüreğimde hep hızla akıp giden zamanın anları saplı.
ara ara kanaması bu yüzden.
olsun diyorum, yaşamak hissetmektir sonunda.
mooji'yi dinliyorum.
trendesin diyor, gene de valizi başının üstünde taşır mısın?
ben bazı ağırlıkların altında eziliyorum.
hak edene hak ettiğini vermezsen,
hak etmeyene de hak etmediğini verirsen,
günahtır biliyorum.
hak etmeyene de hak etmediğini verirsen,
günahtır biliyorum.
birinde ona, birinde kendine...
hayatın öğrettiği; günah, namus, sadakat, bağlılık kavramlarının
bendeki karşılıkları her geçen gün tuhaflaşıyor.
kendimi başka bir dünyanın canlısı gibi hissedişim belki de bu yüzden.
düşünüyorum da, ne çok haksızlık etmişim kendime...
bu cümleyi kendimden bakınca kurmak ne kolay.
peki ya onlardan bakınca.
elbet var diyorum... onlara da haksızlık ettiğim zamanlar yok değil.
güneşi selamlayarak uyandığım sabahlara
gecenin koynuna kendimi teslim edişime
ve günün akışında durup durup aklıma düşüşüne
AŞK mı demeli...
yoksa gerçekten de trendeyim ve hâlâ valiz başımın üstünde mi?




