27.07.2011

Valizin Ağırlığı




bir tren yolculuğunun iç geçirmelerindeyim. 
cam kenarını sevmem boşuna değil benim, 
akıp giden hayata, ancak kenarından seyrederek tutunuyorum.
yüreğimde hep hızla akıp giden zamanın anları saplı. 
ara ara kanaması bu yüzden. 
olsun diyorum, yaşamak hissetmektir sonunda. 

mooji'yi dinliyorum.
trendesin diyor, gene de valizi başının üstünde taşır mısın?
ben bazı ağırlıkların altında eziliyorum.
hak edene hak ettiğini vermezsen,
hak etmeyene de hak etmediğini verirsen,
günahtır biliyorum.
birinde ona, birinde kendine...

hayatın öğrettiği; günah, namus, sadakat, bağlılık kavramlarının 
bendeki karşılıkları her geçen gün tuhaflaşıyor. 
kendimi başka bir dünyanın canlısı gibi hissedişim belki de bu yüzden.

düşünüyorum da, ne çok haksızlık etmişim kendime... 
bu cümleyi kendimden bakınca kurmak ne kolay.
peki ya onlardan bakınca. 
elbet var diyorum... onlara da haksızlık ettiğim zamanlar yok değil.

güneşi selamlayarak uyandığım sabahlara
gecenin koynuna kendimi teslim edişime
ve günün akışında durup durup aklıma düşüşüne
AŞK mı demeli...
yoksa gerçekten de trendeyim ve hâlâ valiz başımın üstünde mi?

25.07.2011

Suskun Geveze


içimin susmadığı zamanlardayım.
aklımın gevezeliğine kulaklarımı kapadım.
yüreğim suskun.

yüreğim;
beklemeyi öğreniyor.
yüreğim;
gözün gördüğü ile kendi hissettiğinin aynı olmasını diliyor.
bekliyor.

aklım bir sussa
yüreğim konuşsa
her şey çok güzel olacak

benim koca yüreğim gene çırpınıyor
dalga kocamanlıkla boy ölçüşüyor
nefessiz kalışım ondan

hayata küssem... saçma
kendime... o da saçma.
sana küssem.
sana küsebilsem diyorum.
saçmalama diyorsun.
dünya küçük yer karşılaşırız nasılsa diyorum. saçmalama diyorsun...
yüreğim susup da aklım konuşmaya başladığında hep aynısı oluyor.
hayat alabildiğine saçma geliyor.
sen saçma
ben saçma
biz saçmasapan geliyor

sapana bir taş koyup, aklıma atıyorum,
ıskalamasam susacaktı biliyorum.

yüreğime düşüyor taş
basıyorum
sevdaya basılan taş ağır olur
bunu biliyorum
susuyorum
dünya küçük yer, nasılsa karşılaşırız
ben yine umuyorum

22.07.2011

Saf



olmaza olan eğilimlerinden kurtulmaksa niyetin 
oluruna bırak işini
Ona bırak
teslim et kendini akışına
bekle ve gör
gör ve anla
anla ve kabul et
teslim ol evrene
karşı koyma
kendin gibi davranma
bırak
bırak ve bekle
Ona dönüş
Saflaş
Arın egolarından
Arın benliğinden
Arın kendinden
O ol
Onun ol

Ne diyordu Shantaram:

Sadece doğru zamanda doğru yerde olmak ya da 
doğru şeyi doğru zamanda yapmak gibi bir şans vardır. 
İkisi de insanın başına sadece, 
kalbini hırstan ve planlardan arındırdığın, 
yaşadığın ana kendini bıraktığın zaman gelir...








15.07.2011

Biz Olmak



onca zaman "ben"diler
şimdi "biz" oluyorlar 
dilerim "bir" de olurlar



11.07.2011

Çırpınmak



kanatlarını çırpıyordu...
öylesine çaresizce ki,
sesi; geceyi, uykuyu, düşleri deliyordu.
uyandım.
okuma ışığını açmamla birlikte ışığa doğru gelmeye çalıştı,
kanatlarının ağırlığını taşıyamıyormuş gibi geldi.
avucumu açtım, onu alsam nereye, nasıl, neden bırakacaktım bilemedim.
yakalayamadım.
koridorun ışığını açmamla birlikte
onu, sesini ve çırpınışlarını kaybettim...

yatağa uzandığımda aklımdan geçenleri yazsam dedim...
sabah uyandığımda aklıma gelenlerin hepsini unuttuğumu fark ettim.
ondan geriye kalanları toparladım.
sesini, çırpınışlarını ve cansız bedenini...

onu o anda kendime çok benzettim
bir zamanlarki çırpınışımı, yılmadan ışığa gidişimi, kanatlarımın ağır gelişini hatırladım.
uykularımı bölen kendimin şimdiki huzuruma çomak sokan düşüncelerini
açık kalan pencereyi kapatırken güneşe saldım
tekrar turuncu olunca dönecekler bana...

biliyorum dönecekler
çünkü düşünceler turuncuyken, kanatları hafifler insanın
yüreğinin çırpmasından anlar bunu
uçar gibi yürümesinden
ışık olur, ışıl ışıl gözlerinden anlar bunu

ve bilir ki; Aşk en çok o zaman yakışır bir kelebeğe
dönüşür turuncu düşünceler, düş gibi bir gerçeğe


görsel/deviantart

1.07.2011

Pencerede Gece ve Cam



bazen insan nasıl da bakıyor bir pencereden içine
kafasını eğiyor çiçeği görüyor
sağına soluna bakıyor renklerinin nasıl da solduğunu görüyor
yukarı bakıp da kırıklarını hatırlıyor

cam hiç aklına gelmiyor
camdan kalplerin 
candan kırıkları olur

karanlık çöküp de
yıldızlar kulağına fısıldayınca anlıyor