sabahın erkeni, bir uyanma sonrası... iyi hissetmediğim kesin, bilmiyorum nasıl başlar insan güne, güle oynaya. oysa ben her sabah gülümserim uyandığıma. bir günüm daha var bu ömürde diye şükrederim. kendimce bu gülümsemeye güle oynaya anlamı yüklerim. öyle demez beni gören, gözümde saklı hüznü görmek marifetmiş gibi, öpüşünü bırakır alnıma. sanmak!
alnımın ısınışını o öpüşe yorarım. oysa, ateşim çıkmış. açmışım üstümü. insan yalnız uyuduğunda böyle olur. bir örteni bulunmaz. üşür. üşüdüğüne uyanmaz. donar. rüya da kar. beyaz günlerimiz ne kadar az değil mi diye soran olursa, değil demek istersin. ama bilirsin beyaz günlerin karşılamaz anılar denizinde seni. denizin yüreğe vuran köpükleri hep bulanık. fümeye çalan bir gri!
böyle sabahlarda sokak aralarında saçak altlarında sığınırım ben. sonra dayanamaz sokaklarda dans ederim bazen, vals yaparım, tango ve swing... ah! swing çaldı mı görmelisin beni. yüzüm dans eder benim. gözlerim ve sesim. kimse görmez, bilmez ben her gece yapayalnızlığımı büyütür koynumda, sabahına bir avuç dolusu umuda dönen gözyaşlarıyla başlarım güne. gülmekten katıldı da gözünden gelen yaştan parlıyor sanırsın ışıltılı kahverengimi.
ne çelişki değil mi? ben güle oynaya başlıyorum güne, üstelik 'rağmen' gülümsüyor gözlerim ve senin görebildiğin vakti zamanında bıraktığın hüzün. öyle olsun be sevgilim.
gören göz diye boşuna dememişler. ben senden sonra kaç sabahtır güle oynaya başlıyorum güne, yüzümde içten bir gülümseme. yastığım dilsiz, yastığım düşsüz diye beni de öyle sanma. düşlerim vardı dilli düdüklü, telli duvaklı düşlerim var hâlâ. düşlerimi gelin edeceğim, beyazlar giydirecek, beline kırmızı bir kurdela takacağım. yok, öyle bakire düşler değil benimki, el değdi, eller değdi, ama olsun değil mi ki şimdi güle oynaya uyandım bu sabaha, yeniden bembeyaza boyarım düşlerimi. her sabah hiç üşenmeden, yıkarım kirlerini. ve ben her sabah sevgilim, senin uyu deneme inat, uyanırım uykularımdan güle oynaya. senin gördüğün yalnızlığa, hüzne, kırılmışlığa... kızmadan, gücenmeden, senden birşey beklemeden, beni ezip geçmene izin vermeden, uyanırım gülümseyerek bembeyaz boyanmış bir sabaha. sabah düşü!
böyle bir sabahta duydum şarap kokusunu ben ilk defa. bordaya çalıyordu rengi, tanenliydi ve alkolunu örtüyordu olgun kırmızı meyveleri. şarap nasıl da yakışır değil mi, düşlerin, bembeyaz bir servis tabağında türlü çeşit peynirle birlikte sunuluyorsa. tütsülenmiş etlerin is kokusu gelsin burnuna, bir parça susamlı ekmeğin yanına koy bir salkım kırmızı üzümü. öylece düşün. öylece dur. öylece sus. bırak için dans etsin. gözlerin gülümsesin. sesin titresin. sen aşk de buna: şarabi aşk!
ateşin yükseliyor... bırak yükselsin. insan en çok hastayken ve haskayken yalnızsa düş görür... bırak ateşin düşlerini temizlesin. sen yastığına koy başını. sessiz ve düşüncesiz. uyusun düşlerin... uyusun da şarabın kokusunda büyüsün.
.

