günlerdir olduğu gibi bu sabah da kafamın ağırlığı ile uyandım.
kelimeler her kanat çırptığında çakılıyor... oysa süzülseler...
kelimeler neden takılıp kalıyor ki...
"sen güçlü bir kadınsın, atlatırsın"
ben kadınım, duygusal bir kadın. atlatamam...
yaraların izi bende geç kapanır.
nedenleri, niçinleri, niyeleri üzerine uzun uzun deşerim yarayı...
beni şöyle resmedebilirsin bu zamanlarda:
oyun parkındaki salıncaktan inmeyi istemeyen gözü yaşlı küçük kız çocuğu...inatçı mı inatçı...
benim dediğim olacak... kişiliği gelişiyor ya...
hayatı da anne diye resmet...
çocuğu ikna etmeye çabalıyor ama sonunda onun da sabrı azalıyor
ve çocuk annesinin elini tutmuş yürürken canından can kopartılıyormuşcasına ağlıyor.
istikamet ev...
böyle günlerde, bir eşik çizerim hayatın orta yerine.
eşik mi büyür ben mi küçülürüm bilemem gün geçtikçe...
bildiğim o eşikten kolay kolay atlayamam...
"beni öksüz bıraktın" demiş abisi...
"beni yalnız bıraktın" dedim...
bilmem ironiyi anladı mı?
her öksüz biraz yalnızdır ve her yalnız kalanın bir yanı öksüz...
belki de şu hayatta bir tek bana böyle gelir...
geçen gün, "hayata bir sıfır önde başladım" yazmıştım.
ardında da eklemiştim; "keşke hayat bunun bedelini bana ödetmese"
ama hayat bu değil mi?
sen gol atarsan o kaleni söker...
üstelik de annen ağlayacağını bile bile seni o parka bir kere daha götürür
o salıncağa bir kere daha bindirir
sen bir kere daha ağlar
bir kere daha inatlaşırsın..
sanırsın ki, sen istedin diye yarım saat daha fazla sallanacaksın!
görsel / deviantart

