28.02.2011

Dönüş


yalnızlık duygum azgın bir dalgadır, vurur yürek kıyılarımı. yıkmadığı hiç görülmemişti... evet, miş'li geçmiş zamanlarn unutulmaya yüz tutmuş masalları...

geçtiğimiz hafta inen nur sadece yüzümü aydınlatmadı, çıkıp geldiği yüreğim de bir o kadar ışıldıyordu, sımsıcaktı. kendi kendimi seven kendimin kendime kendimden kopup gelen dönüşmüş bir kendimdi hediyem: evrenle uyumlu kendim. evet! kendimi kendime hediye ettim. evreni bana, beni evrene...

aldım başımı, sağ duyumun hadi demesi ile çıktım yola. yol yol değil. biliyorum. gittim daha da önce. ama bu sefer baktığım yer farklı. gidiyorum, olacakları bile bile. yanıltmadı evren beni. oldu! miş'li geçmemiş bir zaman diliminde olsam, kahrımdan taş taş üstünde kalmayacak olan kıyılarımda, bu sefer sonsuz beyaz kumlar üzerinde yürüyüş yapan beni gördüm. ayakları mutluluktan havaya çarpan benin çocuk hallerini tuttum ellerinden. savurdum rüzgara. rüzgarı sevdim. beni hiç üşütmedi. ne var ne yoksa çıkarttı üzerimdekileri. çırıl çıplak kalmadım ama hafifledim. kalan bir kaç katı atmak için belki de melteminde dillenirim, dedim. evet! Ona... baktım gökyüzüne, iyi ki, dedim.

evet, ayaklarım yere sağlam basmıyordu, gökteydi... ve yüreğim... evet, yüreğim kanatsız kuştu. ahenkle bütünleştim kumlarla, denizle, havayla... uçtummm... uçtum.

güzeldi... yağmurun, ben her kafamı dışarı uzattığımda sadece öper gibi yağması da yaşamaya değerdi.


.

23.02.2011

Dönence

insan kaç kez döner başladığı yere. bir çemberde yaşamak gibi zaman bugünlerde. dönüp duruyorum. durduğum yer hep gece yarısını beş geçe.

yazdığın cümleleri bazen dönüp okuduğumda ne demek istemişsin diyorum. neden bir çember. neden gece yarısı. neden beş geçe... neyi anlatmak istiyorsun kendine.


kendi halini resmedecek bir fotoğraf ararken fark ediyorum. sen pencere kenarından oturup geçen zamana bakıyorsun. 'geçmişin ırmaklarında hırpalanan yüreğime bu yağmur da ne' evet, kafandaki derin sessizliğin ve belirsizliğin içinde dolanan tilki kuyruklu cümle bu. oysa karşına çıkan geçmişin bir adı var: kendini tekrar eden anafor.

bırak öyle olsun. kendini tekrar etsin hayat. ders çıkartmayı bilmeyen aklının yüreğe hükmü yok bu sefer. daha önce yıkandın sen bu acılarda. unutma! üzülmek yürekle ilgili, değdirme yüreğine ellerini. onun kirli ellerini, sadece tenine değdi diye kutsayacak değilsin ya!canına değmediği sürece, canı canın değildir. bırak, elleri boşluğunda dolansın dursun şimdi. sen! gece yarısını beş geçe çalan telefondaki sese seslen, ona meydan oku: cesaretin varsa, sabahıma gülümseyen bir günaydın olsana... de. bak o zaman göreceksin pençe gibi ellerini nasıl da götürecek korku ile yüzüne. nasıl da pusu kurmuş bir öfke binecek sesine. uzağında durman için hepsi. hepsi lâyık olmayanın uzağında durmak için. gece yarısını beş geçe kolaydır sevişmek. zor olan sabah uyanınca öpmektir. sen hep zor olanı sevdin, kendine bunun için küsme. hem hatırlasana ne demiş Mevlana:


Üzülme!
İstediğin bir şey olmuyorsa,
Ya daha iyisi olacağı için,
Ya da gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur.




.

22.02.2011

Azıcık Su

Onca gülen yüzün arasında, bütün sevinçlerini yitirmiş bir gülümseyişle duruyordum öylece. Anlıyorlar mıydı beni dersin? Anlatamıyordum ki. Neresinden başlayacağımı bir türlü bilemediğim bir hikâyenin kıyısında kalmış, bir dere olmuş akıyordum usul usul. Akıp giden bir derenin derinliğinden kim kuşkuya düşerdi ki? Oysa azalmıştı suyum. Küçük bir çocuğun ayak bileklerinde dolanır dururdum en fazla. Ya da çakıl taşından hallice bir parça taşın etrafında. Ben, kimse görmeden akan küçük bir dereydim yalnızca. Daha fazlası nasıl olunur bilmiyordum ki...(*)




daha fazlasıydın bir zaman... çok daha taşkın bir nehir... belki yıkıp geçtiğin yerleri bile hatırlamıyorsun. ama çok daha fazlasıydın bir vakit. azalmayı öğrendin. atmayı fazlalıklarını. bir çocuğun zıplayarak kendini eğlendireceği bir su birikintisisin şimdi. bir karıncanın içtiği azıcık su ol artık. öyle ki, güneş vurdu mu yüzüne, çeksin toprağın seni içine...

yazdım. durdum ve düşündüm. kendime mi sesleniyordum. bana mıydı sözlerim. ben bir çocuğun kendini eğlendireceği bir su birikintisinden başka bir şey değil miydim. evet! öylesin diye bağırdı kızgın yanım kendime. hak ettin dedi sonra. sonrası uyumak isteği. derin, sonsuz bir uyuma. dersini öğrenemeyen bir çocuğun her girdiği sınavda daha fazla zorlanması gibi hayat bugünlerde. soru her defasında daha zor, daha karmaşık... daha çözümsüz gibi... 

senin istediğin gibi olamıyorum, sevemiyorum diye nedir bu tokat üstüne tokat. isyankar değilim. ama cehennemse yaşatmak istediğin, başardın... ben cehenneminde yanmayı da kendime bir ödül bilirim.


Sensiz camide, namazda işim ne?
Seninle buluşma yerim meyhane.
Benim sevmem de böyle, yüce Tanrı:
İstersen kaldır at cehennemine.



 
(**) Ö.Hayyam

21.02.2011

Herşey Güzeldir Görmesini Bilene


20.02.2011

sislerin içinden çıkıp gelene
getirene
o güneşi doğdurana
güneşi fark edene
güneşi kendi, kendini güneş bilene
şükürler olsun ki
güzelin tarifi var yüreğimde



.

18.02.2011

Boşluğuna Yazılan Bir 'İyi Ki...'



baktığım, boşluğum.
gördüğüm, boşluğun.

söylenecek bütün sözlerin söylendiği o noktada, senden geriye kalanlara bakıyorum. kayıtsız bi' gidiş bu benimki biliyorum, boşluğunu geride bırakıp yürüyorum. ister istemez dönüyor insan bir veda anında, ardından sallanacak bir ele bakıyor. sol else, gülümsüyor. sağ elin avuca batan tırnaklarını görmezden geliyor. hangimiz kanayan bir avucun ayırdındayken gidebilir ki. kendi bıraktığım boşluğu da arkamda bırakıp, geriye kalan onca güzel ve özel şeyin üzerini örtmeye hazırlanan bulutsu yapının orta yerinde, yani senden kalan o kadifemsi boşlukta bir parça soluklanıyorum; biraz yoğun, teselliden henüz nasibini almamış, biraz bordo; koyusundan. hatıralar böyle zamanlarda ne de kuvvetli bir tutkaldır, değil mi? an'da kalırsın. o anda. oysa zaman akıp gider. işi bu! şaraba yenik düşen bir kırmızılık şimdi benimki...

en zoru sabaha uyanmak, insan o boşluğa bile sarılmak istiyor, belki de bu yüzden, gözlerimi kapatıp, yürek yordamı ilerliyorum gün içinde yolumda. sonra aniden duruyorum. baktığım, boşluğum. gördüğüm, boşluğun. o boşluğa akıtıyorum bize dair ne var ne yoksa. herşeyin üzerini kaplıyor huzur, aniden, hiç tereddüt etmeden, gülümseyen bir yüze dokunuyor ellerim. yüz benim. ellerim senin.

istediğim, senden, senden kalan boşluğun acısına dair bir iz bırakmadan gidebilmek. kaldıysa da, silik de olsa o izi zamanla görmezden gelebilmek. senden geriye, hep bulduğum, sığındığım, gülümsediğim huzur kalsın istiyorum, benden sana kalan ne hiç bilmiyorum. ellerim hâlâ yüzümde. yüzümde eski zaman gülümsemesi,  biraz ürkek ve çokça istekli. kapıyorum gözlerimi. duyduğum; istediğin oldu diyen bir haberci, etekleri zil çalıyor sanki. nasıl da mutluyum. sana dair, yüzlerce 'iyi ki'lerim var biriktirdiğim. yollarıma onları serdim. büyümeye gidiyorum. düşerim gene biliyorum. yürümeyi öğrendim, koşmayı da ama çakıl taşları da duruyor işte durduğu yerde. hayat, biraz da çakıl taşlarından bir kolleksiyon yapabilmek değil mi? bazılarından zıplar geçerim. geçtim de. bazılarına takılıp düşebilirim, biliyorsun düştüm de. bunu en çok sen bilirsin. en çok sen... öyle çok yara almıştı ki yüreğim, büyürken olur böyle şeyler, demiştin. herkes kendi yarasını kendi sarar dediğin gün, okşamasan yaramı parmak uçlarınla, acaba öğrenebilir miydim? biliyorsun değil mi, iyi ki(m), ben senle yaralarımı sevmeyi öğrendim. sadece bunun için bile çok teşekkür ederim.



.

15.02.2011

Üzerine



ayazdı gece...
ve ben;
kalem tutan ellerimle,
onlarca şey yazabilirdim üzerine
ve üzerine onlarca şeyi yazabilirdim teninin sadece ellerimle

ellerim ellerine değdiğinde
dinle yüreğimi
nasıl da meyl ediyor sana
nasıl da içli
nasıl da aksak bir ritmle

ve ben;
kalem tutan ellerimle
onlarca şey yazabilirdim üzerine
ve üzerine onlarca şeyi yazabilirdim teninin ellerimle
ve evet! aksak bir ritmle...

sonra bakardım gözlerine,
aksak bir ritmle titrerdi dudaklarım
iç burkan nağmeydi aşkın
bulutsuz gecelerimde

yansımazdı ışığım gözlerinde
ve sen, işlerdin ayaz gibi yüreğime

sana yazan ellerimi...
     ellerimi geri verebilseydin
              sarabilirdim uzağında soğuğan bedenimi

hiç olmadı bir şiir yazardım geceye
ya da tek bir cümle;

         sevmek, cesurca gitmektir bir yüreğin üzerine!




.

13.02.2011

Yaklaş Biraz


yaklaş biraz
sana diyeceklerim var

manolyaların selamını getirdim sana.
sürüsünü bırakıp da tek başına dolanan kuşun kanatlarını...
bir karıncanın telaşını getirdim sol cepimde,
çimlerde koşan köpeğin uzun sarı tüyleri sağda.
yapraksız kalan ulu çınarın  köklerini getirdim.
bir de açmakta olan bir papatyanın seviyorumlarını...

hadi, yaklaş biraz bana
daha diyeceklerim bitmedi



.

10.02.2011

Ruha İlaç Kelimeler





 kelimeler yalan değildir.  
eğer bi' yalan varsa ortada;
kelimelere kanmaya hazır aklın yüreğe oyunudur bu:
sonunda çıkılan umut ağacından yüreküstü düşülür.

beter olunsun!
amin.


görsel/vladstudio

8.02.2011

Bazen İhtiyacın Olan Tek Şey

iç huzurundur...





yüreğine gömül. kapat kapılarını. pencerelere bile çıkma. açma güneşlikleri. bir şarkı mırıldan içinden. sadece sen duy, sen çal, sen oyna. paylaşma, ortalığa saçma. karışma, karıştırma. kendinle kal, kendine kal. Onda kal. Onunla kal. kal bir süre. bekle ve gör. hayat akıp gitsin. geçen geçsin. uzaklaşan uzaklaşsın. sen ve yüreğin ortadasın, gören görür. görmek istemeyen de geçip gider yanından. gitsin!




7.02.2011

Tekrar Başlamak Mümkün Olsa...




bir soruydu aslında. öylece ekranda onun yüzünü seyrederken aklıma gelip takıldı. o geceye tekrar başlamak mümkün olsa... dedim. dedim ama cevabını veremeyeceği kadar uzaktaydı artık. sesini duyamayacağım kadar sessiz. hem zaten hiç tanışmamıştık.

o anda fark ettim, soru aslında kendimeydi. ben, meraklı kediydim. soru, aklımın kıvrımında dolanan bir yılan. tekrar başlamak mümkün olsa, dedim kendime, bir merhaba ile başlardım. merhaba. her yarın, tekrar başlamayı mümkün kılar. geçmişe dönük bir soru değildir sorduğum. bugün hemen şimdi tekrar başlamak mümkün olsa... merhaba derdim. yalnızca, merhaba. her an tekrar başlamak mümkündür oysa...


.

6.02.2011

100de Yüz




erken kalkmayı sevdim. denizin kokusunu. ve dağda patika bir yolda durup ağaçların dallarına tutunmayı. çamın kokusunu sevdim ve dağ kekiğini koklamayı. denizde bir yosun gibi salınmayı hayal ettim. erken kalkmayı sevdim. yola koyulmayı. yolda gördüğüm karıncayı, ağını örmüş bir örümceği, süzülen atmacayı ve daldan dala zıplayan sincabı sevdim... denizde yüzerken arkadaşlık eden balıkları sevdim. ayağıma batan deniz yıldızını ve elime aldığım kayıp giden denizanasını sevdim.

hep gitmek istedim. artık varmak istiyorum. artık sana, AŞKına varmak istiyorum. hazırım. son sınavı da veremeyen bir çocuk gibiyim. neden kaldığımın farkındayım. yaptığım hatanın. son soruyu görmeden 50yi garantileyince kağıdı hocaya uzatmanın sonuçlarını biliyorum artık. 100 alabilecekten 50liye razı olan bendim. ama çok çalıştım. 100 alabilecek kadar bilgim var ve evet oturup son soruyu da çözecek kadar sabırlıyım artık. izin ver bir sınav hakkım daha olsun. bu sefer sana ne kadar teslim olduğumu gösterebileyim. 50liye razı değilim. 100 hakkım. ve ben onu almak için artık hazırım.


.

5.02.2011

Zülf ü yâre Dokunmak / Neyi Ekersen Onu Biçersin



Neyi arıyorsan Osun sen! Bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin, can arıyorsan cansın sen...*

konuşmanın ortasında üzülüyor yaptığına, oysa o iyi yaptı ne yaptıysa. ayna tuttu ve evet, zülf ü yâre dokundurdu. ağlamamak için son bir düğüm kaldı boğazımda, onu da sen çözme, dedim. ve bir söz verdim. sabahın kör vakti şu kelimeler dökülüyorsa, söz tutulmamış demektir, özür dilerim. herkesin uyuduğu saatlerde, ıssız sokaklarda gezen biri gibiyim. bir kedi uyanıyor gerinerek ve bir köpek başını kaldırıyor yattığı yerden... ben yürüyorum. zaten bu sabah, ezanı da kaçırmışım. oysa severim, ne garip değil mi insanın sevdiğine dair küçük ayrıntıları yürekardı etmesi. ama hayat bunun üzerine kurulu, önce kaçırır sonra dikkat kesilirsin. (evet, sen de!)

uyku tutmayan bir geceye katık edilecek bir kaç cümle gelseydi aklıma yazacaktım dün akşam. bu sabah uyandığımda da durum çok farklı değil. ah be blog tadında giden iş bu yazı sabahın köründe verilen bir söze rağmen yazılmaktadır. içim kıpırdamıyor. bir yerimi bile isteye öldürdüm. ölüye saygı. arkasından konuşulmaz. varsa hatası affola. (amin.)

acı tazeyken üzerine basılan tuz yakarmış... öyleymiş... o yüzden elinde tuz ile dolaşan arkadaş, sen de hoş geldin. kapım bugün, sabahın bu saatinde sana bile açık. evet bile, aslında hakkın değil yarama yaklaşmak. ama bunun kararı bende değil, geldinse vardır bir sebebi, buyur gir içeri. (baş köşeyi mi istedin, o kadar da değil be güzelim!)


oysa ne çok kelimem vardı sona saklanmış, geçerken kırılan köprüden geçen bir insanın son çığlığı gibi içim.... cümlesinden yola çıkarak neden yazamadığımı fark ettim. geçerken geçen. gitti 5 puan... okulda sol kolçaklı sandalye kapmak için erkenden sınıfa gitmeyi özledim. (evet, özledim. bunun genç olmayı dilemekle ilgisi yok, solak olmakla ilgisi var.)

zülf ü yâre dokunuşla, vuruş arasında ince bir çizgi var. aşmamak gerek... o çizgiyi aşmamak. (hıncal sözüm sana.)

susmayı öğreteceksin biliyorum, susmayı... beklemeyi... izlemeyi... tembel bir öğrencin değilim inan. sadece biraz daha fazla çalışmam gerekiyor diğerlerine göre, lütfen benden ümidini kesme! (evet Sana söyledim. ben söyledim. hatalarından ders almayan soğlak kulun sevgili öğrencin. doğru söyle seviyorsun değil mi?)

ortaya koyduğun içtenliğine; elindeki uzun sopanın ucuna bağladığı sivri ve delici bir aletle koşan birini gördüğünde, bir yere saklan. mesela yüreğine... soluklan ve izle. o da kendini koruyor olabilir. korunma içgüdüsel bir davranış olarak saldırmaya hazır bir duruşla kendini ifade edebilir. izle! (zihin sözüm sana... arada laf dinle!)

iyi olacak bu haftasonu, gidemeyen kendimi koltuğa bir iyice gömüp cismi ile ruhu bir olmayanları ayıklayacağım. ne haddimeyse! (evren sözüm sana kızım. gelinim... anlayabilirsen sen de anla!!!)

iş bu yazı yazıldı güle oynaya... bir hata ettiysek affola. değildir niyetimiz zülf ü yâremizi deşmek sabah sabah. saçımızın bir teli incinsin istemeyiz. (sen de istemezsin bilirim) o yüzden derim ki; saçınızın teline zarar gelmesin. incedir, kırılır kopar. geceleri yatmadan önce saçlarınızı seviniz. bir de Mevlanayı; bak ne güzel demiş:

Neyi arıyorsan Osun sen! Bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin, can arıyorsan cansın sen...*

işbu yazının ana fikri: ne aradığından emin olursan bulduğunda bir tereddüt kalmaz içinde... boş yere tokat yiyip oturmazsın popon üstüne!









.




4.02.2011

İç Ses/imden Sana Ulaşan Kadarıyla


bir sabah
güneş göz kırpıyor bana ve ben istanbul'u özlüyorum, bir vapur kalkıyor üsküdar'dan, içinde ben. boğazı geçiyorum sabah erken. hayal bu ya... yanımda sen. denize karışıyor kokun, dalga dalga çoğalıyor sonra. sen bilir misin, ne çok küçük öpücüğün hevesi kırıldı bu havalarda.

başka bir sabah
güneş göz kırpıyor bana ve ben seni özlüyorum, bir anı kalkıyor yüreğimden, içinde kocaman bir sen. yılları geçiyorum derken. hayal bu ya, sana varıyorum aklımda hiç yokken. tenime karışıyor kokun, tüy tüy kabarıyor sonra. sen bilir misin, ne çok büyüktü sevdam ve ne çok buz tuttu soğuğunda.

bu sabah
güneş yine göz kırpıyor bana ve ben artık gitmek istiyorum uzaklara. yok cancağzım, bunun ölümle ilgisi yok. yok, bu sabah değil bu dank ediş kafama. yok! bunun seninle bir ilgisi yok. cesaretimi kaybettim ben geçmişte bir zamanda. sen geçmişimden onu getirensin bana. bu yüzden cancağzım, şairin de dediği gibi, yoksuluz, gecelerimiz kısa, dört nala sevişmek lazım.

her sabah
sen gene de şairi yanlış anlama, bana da bakma. niyet önemlidir lakin, harekete geçmeyi de hafife alma. şaire yaparsam bir gönderme: ölümlüyüz şu dünyada, günlerimiz kısa, uzaklara gitmek için önce yola çıkmak lazım, unutma!



.
görsel:vladstudio

3.02.2011

Neydi Yaşadıklarımız






hayaldi yaşadıklarımız, sadece bir hayal...


yaşandığı anda
 hatıra


yarım kaldığında
acı


yarına kaldığında
düş


hayaldi yaşadıklarımız, sadece bir hayal...



(hatıralar acı düş(üş)ler midir aslında)






görsel/vladstudio





1.02.2011

Saygıdeğer Hazırûn



bir adam
böyle başladı sözlerine, 1500'ü aşkın insana seslendi kafası önünde. az önce sol yanında yatan naaşı selamlayan başı hiç kalkmadı konuşması süresince. bembeyazdı yüzü. ve titriyordu sesi. konuşmalar boyunca altı çizilen bir kelimeydi: insan.

bir kadın
geldiğimiz gibi gideceğiz diyordu bir arkadaşı. geldiğimiz gibi saf gidebilmek için mucizeye değil, Ona ihtiyacımız var. nasıl da sesi cılız, nasıl da ürkek bakıyordu uzaktan hocasına. kapadı gözlerini. sen nurlu bir insandın dedi. bize ışığını verdin. orada da sönmyecek ışığın. bizi aydınlattın, gittiğin yerleri de aydınlatacaksın. nurlu bir insansın hocam, sen nur yağdıracaksın. işte o yüzden bu kadar erken gittin.

bir insan
kar yağıyordu resmi tören başladığında. birer ikişer derken kalabalıklaşanların arasındaki fısıltılardan anlaşılacağı üzere, kar yağışı artıyordu endişelerle de beslenerek. tören bittiğinde, güneş göstermişti yüzünü ve mezarlığa vardığımızda turuncu, pembe, mavi ve yeşil, beyaz ve gri... sonsuz bir tabloydu gökyüzü. nur yağmıştı gök yüzüne. o zaman anladım,  gök yüzlü, gülen yüzlü insan varmıştı hakkın rahmetine.

ruhun şaad olsun hocam. mekanın cennet olsun.



görsel:vladstudio


.

Hoşgeldin - iki


soğuk geçti ocak. güzel şeyler de oldu içimi ısıtan.
hayaller kurdum uzaklara dair, gerçekleşmesi mümkün olan.
ocak hayal kurmakla geçti.
şubat onları gerçekleştirmek için çaba harcamakla geçecek.
onlarca battaniyenin altında, ağırlığını değil de,
hayallerini paylaşan desenlere de teşekkürü bir borç bilirim.

geçtiğimiz ay iyi geldi bana sundukların.
şubatta bir kahve içmek için bile olsa beklerim.
başımın üzerinde yeri vardır, yaşama bağlayan hayallerin.
onları gerçekleştirme gücü verenlerin.
sen onlardan biri ol dilerim.


 


.


görsel / vladstudio