13.03.2011

Çakıl Taşı

uzayıp gidiyordu saatler ve ben sokaklarında kaybolduğumda sen camdan bakıyordun. bir küçük çakıl taşına bakardı farkıma varmam. eğer o taşı alıp atabilseydim ve denk getirebilseydim yüreğine, sen de benim farkıma varırdın mutlaka. bilir misin insan en çok maviyse kirpikleri ve gözünden akan turuncu yaşa şaşırıyorsa kaçıyordur kendinden diye düşünmem boşuna değil benim. önce kendinin farkına varacaksın, kirpiğinin tuzuna, dilinin balına, önce kendin varacaksın tadına. sonra... sonrası kolay diyorum sana. sonrası çok kolay. 

yine uyumuyorum gecelerdir... geceler gündüzüm oldu, gündüzler hüznüm. hüznümü yaratan o garip uğultulu ağrı. hani şu yaygın olan. sabah uğultuyla savaşıyorum. sonra öğlen oluyor. garip bir sessizlik çöküyor içime öğle vakitleri, ezanın ardından bir uyku bastırıyor, ölüm geldi de kapında yatıyor sanırsın. garip! ama o kadar da değil. derin bir depresyonu resmet dersen, uykuda bir çocuk çizerim sana. ne kadar sarsarsan sars kalkmak bilmez bir çocuk. gözleri hali hazırda bir "hadi"ye aç. ama o hadi, kendinden gelecek. öyle senden, benden, çakıl taşında falan değil. kendinden, kendiliğinden...

sonra akşam oluyor. nasıl bir ağırlık... gecenin rengi kadar karanlık. yıldızsız ve ıssız geceler vardır ya... çakıl taşları olsa bari dersin. vakti zamanında attığım çakıl taşları olsa da yolumu gene bulsam. çakıl taşı dedim de, atsa mıydım o taşı sana. farkıma varıp, farkıma vardırsa mıydım seni de. oysa ben senin yazınsam, gözümün yaşı sanaysa, yüreğimdeki aşk sensen, söylesene ne gerek var çakıl taşına. bak ve gör. gör de söyle. söyle ki bilsin dünya alem; eğer bir kadının kirpikleri maviyse ve akıyorsa göz yaşı turuncu ama alabildiğine, kendinden kaçıyordur bir çakıl taşı sol elinde; farkına varmamak için kendinin, kendinde olanın, kendiğinden olanın... koşuyordur geriye.






.

7 yorum:

y. dedi ki...

sadece ne hissettiğimi yazacağım sana, hepsi belki de fazlası...

çarpışmadır herşey, senin çarptığın aynı anda çarpmıyorsa, kazalar heryerde olur demelisin. yoksa ağustos ortasında da olsan, güneyin o çok kalabalık kasabalarından birinde ama şehir dışında,ağustosta yağmur yağar, salyangozlar dolaşır ve izlerini bırakırlar, güneş açtığında bile gördüğün gümüşi izleri...

birgün konuşalım üstüne.
sevgiyle.

novella / विश्व dedi ki...

bu aralar kelimeler takılıyor kalemime sevgili y., sonrası akıp gidiyor. sanki yazan ben değilim. okuyorum. yazmak istediklerim değil yazdıklarım, ama yazdıklarımı da ben yazsam olurdu hani diyorum. garip. ama o kadar da değil işte.

konuşalım üzerine... uzun uzun susup, uzun uzun dinlemek niyetiyle...
sevgiyle.

K.C.S. dedi ki...

Kendimden bir kaç parça buldum yazında. Yüreğine sağlık...

novella / विश्व dedi ki...

hep derim ki, ya kendimizdendir okuduğumuz ya da öylesine dışımızdadır ki her iki durumda da ne demiş diye meraklanırız. saolasın kcs...

Uma dedi ki...

bak ne hatirlattin :)
Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar

Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım
Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bedri Rahmi Eyüboğlu

novella / विश्व dedi ki...

bir çakıl taşı kadar yeri olsa insanın bir yürekte... sadece ısınırdı yürek her düşündüğünde...
öperim umam...

Uma dedi ki...

bir cakil tasini icine sigdiramayan yurek, henuz yurek oldugunu bilmiyordur belki :)