18.08.2011

Değişim



içimde bir huzur havuzu... ben yüzüyorum.
yıldızları seyretmeyi, çiçekleri koklamayı bugünlerde daha çok seviyorum.

"sen mi geldin ben huzur doldum, yoksa sen benim huzurlu yanıma mı denk geldin, inan hiç bilmiyorum,  bildiğim yüzümde bir gülümseme var ve ben bu halimi seviyorum"

yazdım...

göndere basamadım. o akşam Onunla konuşurken, değiştiğimi fark ediyorum; daha sakinim mesela...

O akşam Onunla konuşurken bu değişime beni sürükleyen yüreğimi sevdim, yüreğimden geçenlere selam ettim, yaşamın bana sunduğu şansları, bazen o şansı değerlendirip bazense es geçtiğimi düşündüm... sonra gülümsedim... gülümsedim... gülümsedim... gülümsedim... evet... bildiğin, öyle suratımda aptal bir gülümseme ile saatlerce aynanın karşısında oturup, kendimden doğan yeni kendime... Ona hayran kaldım...



görsel / deviantart

16.08.2011

Ortada Sıçan





garip geliyor bir şey yazamamak... gelip gidip beyaz sayfaya bakıyorum.
içimden geçen onlarca kelime, yazıldığı anda anlamını yitiriyor...
dört onluk oldum artık diyeceğim zamanlara az kaldı...
gene de beni şaşırtacak şeyler buluyorum.
şaşmama şaşıyorum.
suskunum.
anlatacak bir şey olmadığından değil,
anlatacak kelimeleri bulamadığımdan susuyorum.

hayat garip...
sen kendin olup, elini herkese söylediğinde pokerin tadı kalmıyor diyorlar.
belki de bu yüzden biri oyun oynayalım mı dediğinde poker aklıma bile gelmiyor.
ben canımı acıtsa da sokak arasında "yakan top" oynamayı;
boş arsalarda arkadaşlarımın adını söylerken "istop" diye bağırmayı seviyorum...
küçük bir çocukken de aynıydım; saklanmayı da sevmedim ebe olmayı da...
şimdilerde düşünüyorum da;
belki de hayatta; "ortada sıçan" olmamın basit açıklaması
"poker yüzlü" olamayışımda saklıdır.




görseli yerinde görün / zeynepinyeri
yazıyı okuyun: Fareler ve İnsanlar

9.08.2011

Kabuğa Sığmaz




"bi' midye kabuğunu dolduramayan sevgisi  sonsuz yüreğim
neden hep kırığından acıyorsun"

kendi yazdıklarımdan çıkartamadığım anlamlara kızgınım bugünlerde... iki satır karalayıp attıklarıma ihanet belki de benimkisi. güneşin gidişine gizli gizli sevinmek sabah yeniden doğacağını bildiğim için. akşam olsa da ay dede bana masallar anlatsa dediğim çocuk zamanların ne kadar uzağında olduğumu fark ettiğimden beri, kırığından acıyor yüreğim.

bir çocuk parkının çam ağaçları altında, akşam vakti karanlığının sırdaşlığında, sevdalılara ev sahipliği yapacak olan banka oturup da kaldığımda tek başıma, elime bulaşan -kimbilir hangi denizin öfkesi ile ortasından çatlamış deniz kabuğunun- kum tanelerine bakıyordum. loş sokağın, neredeyse dört metreyi bulan sokak lambasından süzülen ışığın ayak ucuma denk getirdiği gölgeden kendime yepyeni bir oyun kuruyordum.

aklımın sesi kalemimin ucuna geldiğinde not defterime şu kelimeleri döküp, yüreğimin iççekişleri ile oradan uzaklaştım.
siz hiç bir gündüz vakti, koca bir parkın tenhalığında, bir çam ağacına ilk aşkınızı fısıldadığınız o anda, dudağınızla yanağınız arasında kalan o masum noktadan öpüldünüz mü? ben öpüldüm... belki de bu yüzden aşk o kadar masum o kadar çocukça gelir hâlâ bana.

8.08.2011

Sallanmak



günlerdir olduğu gibi bu sabah da kafamın ağırlığı ile uyandım. 
kelimeler her kanat çırptığında çakılıyor... oysa süzülseler... 

yazmayı istediğim, yazarsam rahatlayacağımı sandığım, yazamadığım...
kelimeler neden takılıp kalıyor ki...

"sen güçlü bir kadınsın, atlatırsın"
ben kadınım, duygusal bir kadın. atlatamam... 
yaraların izi bende geç kapanır. 
nedenleri, niçinleri, niyeleri üzerine uzun uzun deşerim yarayı... 
beni şöyle resmedebilirsin bu zamanlarda:
oyun parkındaki salıncaktan inmeyi istemeyen gözü yaşlı küçük kız çocuğu...inatçı mı inatçı...
benim dediğim olacak... kişiliği gelişiyor ya...
hayatı da anne diye resmet...
çocuğu ikna etmeye çabalıyor ama sonunda onun da sabrı azalıyor
ve çocuk annesinin elini tutmuş yürürken canından can kopartılıyormuşcasına ağlıyor.
istikamet ev...

böyle günlerde, bir eşik çizerim hayatın orta yerine. 
eşik mi büyür ben mi küçülürüm bilemem gün geçtikçe...
bildiğim o eşikten kolay kolay atlayamam...

"beni öksüz bıraktın" demiş abisi...
"beni yalnız bıraktın" dedim...
bilmem ironiyi anladı mı?
her öksüz biraz yalnızdır ve her yalnız kalanın bir yanı öksüz...
belki de şu hayatta bir tek bana böyle gelir...

geçen gün, "hayata bir sıfır önde başladım" yazmıştım.
ardında da eklemiştim; "keşke hayat bunun bedelini bana ödetmese"
ama hayat bu değil mi?
sen gol atarsan o kaleni söker...

üstelik de annen ağlayacağını bile bile seni o parka bir kere daha götürür 
o salıncağa bir kere daha bindirir
sen bir kere daha ağlar
bir kere daha inatlaşırsın..
sanırsın ki, sen istedin diye yarım saat daha fazla sallanacaksın!





görsel / deviantart



5.08.2011

Bi' şey...



uzun zamandır bi'şey yazmamışım dedim.
yeni kayıta bastım... çıkan boş sayfaya uzun uzun baktım.

ben farkında değilim... "güzelleştin" diyorlar.
ben farkında değilim... hep güzel değil miydim?
son zamanlarda olan bitene baktım.
hafiflemişim.
bunun güzelleşmekle bir ilgisi var mı emin değilim.
mesela ağustos gelmiş...
ben farkında 
yukarıdaki kelimeler döküldüler...
kirlenmiş bir masa örtüsünün üzerinde yemek yemeği ne kadar isterse insan
işte öyle bir duygu ile baktım ekrana.
temizledim önce.
sonra yeniden başladım.
bu kadar işte bugünlerde yazmaktan da yaşamaktan da anladığım.