2.05.2011

Yürek Tiryakiliği




söylenecek onca kelimeye, yazılacak onca şiire, okunacak onca romana bakıp iç çekmek, hiçbirine yetişememek, anı vapurunda rüzgara karşı oturmak ve bir sigara yakmak benimkisi... dumanını içine çekmediğin dudak tiryakiliği vardır ya; işte tam da böyle bir şey özlemek seni. anlayacağın tam anlamıyla yürek tiryakiliği benimkisi...

***

ada vapuru da tarih oluyormuş, gazetelerden biri yazmış... aman da ne iyi. ne varsa güzele dair yok etmek insana özgü. ben o kadar güzel miydim ve sen o kadar insan... nasıl da yok ettin beni... nasıl da bir hiçe döndürdün... rüyamda gördüm, düşüyordum. yüksekten, yüksekten ama alabildiğine bir yükseklik... ölmedim. metruk bir zemin, karanlık koridorlar... düştüm. garip ama kalktım ve yürüdüm. rüya işte. kim bilir ne demek istedi içim durup dururken şimdime, üzerinde pek de düşünmedim. 

***

yorgunum diyorum. başım ağrıyor. yerimden kalkmak istemiyorum. hayata bağlayan tek şey çalışmak. çalışmak da yorduğuna göre... cümlelerim kısır bir döngüye gebe. yorgunum diyorum. başım ağrıyor. üstüme gelme.

***

yağmur yağdı. sıcak havada en güzel şey yağmurda seninle yürümek. yoktun diye taksiye bindim. tek başına yağmurda koşmayı severim ben. ama dedim ya yorgundum. koşmak istemedim. 

***

yürek tiryakiliği benimkisi... yağmuru görünce seni düşünmek... özlemek... sana dalıp senden çıkmak. her şeyi sen görüp, her sesi sen dinlemek, okuduklarından sen anlamı çıkartmak, şarkıları sana tutmak... bir dilek tut dedi bugün biri, kapadım gözlerimi. adın dilimde. hâlâ... bu nasıl sevmek anlamadım ki... belki de bu yüzden yürek tiryakiliği benimkisi. yüreğim bile kısır bir döngü. düşmem gerek. yüksekten, alabildiğine yüksekten düşüp, yağmurun altında koşmam gerek. sana doğru... sana doğru... 

***

sana diyorum be adam. sana diyorum ki, yürümek en güzel şey yağmur yağarken sahilinde kuşlar olan bir kasabada. bir sigara içsek. içimize çeksek. bağırsak eskisi gibi. sarılsak sonra. eskisi gibi. ağlasak çarpan yüreklerimizin coşkusu ile... sen nasıl tiryakisi olmadın ki bu sevdanın... nasıl unuttun yağmurlarda yürümeyi bilmem ki... 

***

oysa mayıs geldi bizim şehrimize. vapurla adaya gitmek lazım mimozaları görmeye... gel desem, gelir misin benimle bir sigara içmeye... rüzgara veririz yüreklerimizi... yüzümüzü döneriz martılara, dilimizde bir türkü, çığlık çığlığa eşlik ederiz dalgalara... güzel olur be adam, mayısta vapurla adaya varmak çok güzel olur. hatırlıyorsun değil mi?

 
 





6 yorum:

nani dedi ki...

Sevdiğin gibi sevilmek,
Özlediğin kadar özlenmek,
Birlikte yürümeyi birlikte istemek,
Sigaradan beraber tad almak,
Mimozayı birlikte koklamak...

Tüm bu güzelliği paylaşmışken,
o anları yaşamışken,
anda onsuz olmak..

Çok zaman lazım özlemekten vazgeçmek, kabullenmek için..
Ama unutmak mümkün mü?
Keşke olsaydı,
Son nefese kadar,
iziyle kendini hatırlatacakdır, derindir bu yara..

Niye, neden, niçin sorularını
çözemiyerek,
yüreği tatmin eden bir açıklama
bulamıyarak,
sadece yaşıyor takliti yaparak,
ama karşı tarafça asla anlaşılmayarak...

novella / विश्व dedi ki...

oysa mimoza aynı mimoza ve sigaradan çektiğin dumanın yarısı havaya diğer yarısı ciğere değil mi... ama onunla bir başka işte. nedense öyle nani...

huskary dedi ki...

çok sigara içiyorsun ya :D:D

novella / विश्व dedi ki...

eğer banaysa sözün, ben sigara içmem, yazının kahramanınaysa da bu onun sorunu huskary :)

ELİF dedi ki...

Geçtiği yollardan yürümek,gittiği yerlere uğramak,sevdiği bir çiçeği koklamak çok can acıtır bilirim.Bazen kalabalığın içinde onun kokusunu arar durursun ama nafile..

novella / विश्व dedi ki...

aslında kokusunu da duyarsın bazen elif... başkasının üzerindedir, ve şaşarsın... ama böyledir işte hayat. sanırsın bir o kokar öyle, bir o bakar, bir o sever seni öyle, sen bir onu seversin ölesiye... sanırsın :) budur yaşamak...