4.04.2011

Şemsiye




yağan yağmura inattı benimkisi... gözü yaşlı bahara arka çıkmaktı bir parça. oturdum bir şemsiyenin yağmuru kısmen tutan ellerinin altında. sandalye üzerine öylesine bırakılıvermiş, kırmızı polar şalın, benim omuzlarımdan önce kiminkileri ısıtmış olduğunu düşünürken, bir sahlep ısmarladım gelen genç delikanlının bakışlarına. biraz kitap okudum, biraz kendimi dinledim, ve evet, her zaman ki gibi çokça seni düşündüm. neden böyle zamanlarda içimde vakti zamanında sızlamış yerlerin adresini bilmem gerek hiç bilemedim. ama yine o adresteydim: istanbul

sıcak bir sahlebi yudumlarken burnuma değen tarçının keskin kokusunu içime çektim. sen gibi oluşunu tuhaf karşılamadım. bugünlerde neyi içime çeksem sensin... neye baksam, neyi görsem... hep sen. mesela bir araba yolculuğu yaptım, körfez hiç sen kokmuyordu önce, sonra cam aralandı, içeriye giren koku caddebostan'daki ile aynıydı. gülümsedim, tahmin etmesi zor değil; belli belirsiz ağladım. 

bir an(ı)... kızıltoprak'tan ayrılırken durduğum benzinlikten sevdiğimiz kurabiyelerden aldım. yanına koyu bir kahve kokusu iyi gider dedim. seversin bilirim. göztepe civarında yolu şaşırmasam iyiydi de, yanlış yerden dönmüştüm bir kere. yolu uzatıp üsküdar'a indim. oradan ver elini çengelköy. oysa ben o gün bostancıya gidecektim. yağmurun hızlanışına bile kulak asamayacak kadar seninleydim. hiç bitmesin istedim. (aslında bunu sanırım bir mektubun sonuna yazdım, ve yine öyle sanıyorum ki, sen bunu hiç okumadın.)

dün (gece yarısı) saçma sapan bir telefondu gelen. ben senin sesini duysam dedim. ama ses, senin değildi. ben, senmişcesine dinlerken uyuyup kalmış olmalıyım. düşünürken, konuşmanın sonunu hatırlayamayınca bir rüya mıydı ki diye, duraksadım. anlayacağın uyanınca, sesimde sesin, günaydınlarıma kuşları ekledim. uçup gitsinler beni sana getirsinler diye açtım pencerelerin kanatlarını iki yana, işte o zaman gördüm yağan yağmurun  asi çimenlerin yeşiline yaptıklarını. o saatten sonra, kanatları kırılan günaydımlarıma inattı benimkisi... gözü yaşlı kuşlarıma karşı çıkmaktı bir parça. oturdum balkonun yağmur alan tarafına. biraz bağırdım bulutlara, biraz kayboldum koyu sisin ardında, ve evet, her zaman ki gibi çokça seni düşündüm bahara yakışmayan soğuklarda. neden böyle zamanlarda içimde vakti zamanında sızlamış yerlerin adresini bilmem gerek hiç bilemedim. ama yine o adresteyim: kendi içimin sızısında... sendeyim.



.



7 yorum:

K.C.S. dedi ki...

Çok güzeldi... Güzel olan bu hüznü taşıyor olman değil çünkü istemem hüzün dolsun biri... Güzel olan hüznü anlatış biçimin. Yüreğine sağlık...

Muhabbetle.

novella / विश्व dedi ki...

sağolasın KCS... hüznü yaşamadan da yazabildiğimi fark ettiğimden beridir yüreğim pembe gülümser benim. dostlukla...

gereksiz adam dedi ki...

ben de ''çok güzeldi'' ile özetlemeye çalışsam olur mu?

gereksiz adam dedi ki...

artık güzel cümleler ya da içimdekileri anlatabileceğim cümleler kuramıyorum, affola...

novella / विश्व dedi ki...

çok güzeldi, içindekileri anlattı bana. bazen kısa olsa da cümleler içine sığdırabildikleri ne çoktur aslında değil mi gerekli adam ;)

Zeugma dedi ki...

Çok çok güzeldi, her zamanki gibi. Üstüne ne diyeceğini bulamıyor insan gerçekten de...

Ama ben''İçindeki sızılar mutluluk titreşimlerine dönüşsün Novellam,'' diyor ve sevgiler bırakıyorum...

novella / विश्व dedi ki...

sevgili zeugmam, sızı hep var içimizde, belki de mutluluk onun varlığının nedenlerini bilmekte. nasıl da iyi geldi dileğin, bak nasıl da içimi titrettin :)
öpüyorum sevgiyle...