11.01.2011

Yolculuk




bir yolculuğa hazırlanmayı sevdim şu hayatta, bir de seni...


yolculukları hep çok sevdim. her yolculuk öncesi, aşkın ilk halleri gibi... kurulan hayaller, sonsuz heyecan, uyku tutmaz gece... buket uzuner, bir Şehir Romantiği'nin Günlüğü'nde mi söz ederdi, bir şehre aşık olmak bir adama aşık olmak gibidir, diye... gezi kitapları okumayı hep çok sevdim. nereye, nasıl gidiliyor olursa olsun hep okudum. kendi gitmek isteyip de gidememelerimin acısını hafiflettikleri için, en olmadık zamanlarda ben tanımadığım insanların adımlarında tekrar yolumu bulmayı denerim. yol önemli, yolcu da... hem ne demişler "bir kişiyi tanımak istiyorsan, onunla yola çık." ben kendimle bir yola çıktım. derdim ben. kendim. kimim?

çetrefilli bir yol ayrımında durdum. hangi yoldan nereye gidecektim... eskiden bu karar verme hali o kadar çok zamanımı alırdı ki, yol kaçardı. yolcu yolunda olurdu ve hatta varırdı gideceği yere, ben karar verdiğimde. o yüzden bu sefer hızlı davrandım. yolcu olacaktım. aklıma gelenlerin başıma gelmesi halinde de, kısmet deyip, yolculuğumun tadına varacaktım. giderken hemen geçiveren zaman, dönüşte bitmek bilmedi. okudum olmadı, yazdım olmadı, dinledim olmadı, konuştum o da olmadı. sustum. öylece hiçbir şey yapmadan sustum. zamanın üzerimden geçmesini bekledim. zamanın içinden geçip gidebilmeyi istedim.

zaman üzerimden geçerken;

bir şehirdeyim. deniz kokulu bir şehir. şimdi uzak bana ama bir o kadar yakınım hâlâ ben ona... dün sokaklarında yürüdüm. bildik, tanıdık yüzler de vardı, hiç tanışmadığım, tanışmak istemeyeceğim yüzler de. yürüdüm, martılarla simit yedim. bir kahvenin tahta sandalyesinde otururken, deniz kokusunda buldum onunla geçmişimi: zaman üzerimden geçerken benim onu ne kadar es geçtiğim gerçeğiydi, güneşli günde, rüzgar gibi suratıma çarpan. O, bir şehirden fazlasıydı benim için. ben bunu ondan geçip gittiğimde anladım. zaman geçti üzerimden, ben geçtim gittim ondan. şimdi ne kadar uzak bana o şehir, oysa ne kadar yakınım ben ona hâlâ...

zamanın içinden geçebilmek;

bir şehirdeyim. dağ kokulu bir şehir. şimdi yakın bana, aslında bir o kadar uzağım ben ona hâlâ... hemen hergün sokaklarında yürürüm. bildik, tanıdık yüzler de var, hiç tanışmadığım, tanışmak istemeyeceğim yüzler de. yürürüm bu şehrin sokaklarında, kedileriyle simit yerim. parklarında oturup, yeşilin kokusunda geleceğimi düşlerim. zamanın içinden akıp giderken ben, o beni es geçmez bilirim. O bir şehirden fazlası benim için. zamanın içinden geçerken anlıyor insan; bazı şehirlere aşık olunur, bazı şehirler sevilirler sadece.

ve aşk; her geri döndüğünde kopmamış bir bağın iplerini veriverir eline. sen elinde iplerin dolaşırsın şehrin sokaklarında. hangi şehirde olursan ol, bazı şeyler yakındır sana ve sen bir o kadar uzağındasındır herşeyin aslında. aşık olmanın, şehri, çocuğu, çiçeği, böceği olmadığını, aşkın yüreğinde olduğunu keşfedersin zamanla. bunu keşfettiğimden beridir, her gittiğim şehir, bir sevdaya gitmek gibi... bazen eski, bazen yeni... ille de heyecanlandırır beni.

aldığım notlara göz gezdirdim az önce:

"kara sevda;

2011 Ocak ayında bir bahar mevsimi yüreğim. bir gece önceki hüznüm yer değiştiyor güneşin ışığında saklı umutla. benim kara sevdam! kokusunu duyuyorum önce, çekiyorum derin derin içime, anılarım canlanıyor her bir nefeste... üçüncüde yanıyor genzim. derinliğinden vazgeçip, nefesimi bırakıyorum kendi ritmine. artık canım yansın istemiyorum. hiçbir şey canımı yakmasın. genzim bile yanmasın artık! istiyorum. dışarıyı seyrediyorum, geçtiğim sokakları... herşey ne kadar tanıdık ve yakın, herşey ne kadar yabancı ve uzak artık bana. uzanıp tutuveriyorum bir kaç anıyı daha. bir kaç adım atıyorum, taşları bilmem kaçıncı kez yenilenmiş kaldırımlarda. yüzümdeki son hüzün çizgisi de bırakıyor yerini umudun izlerine. gülüşümün derinliği kazınıyor yüzüme. gözlerim ışıl ışıl yine. içimde kara bir sevda, dışım feryat figan... artık herşey uzak bana ve bir o kadar yakın hâlâ... bir orman yolunda ilerliyorum. ağaç dallarından feryatlarımı topluyorum tek tek. sonra figanlarımı... ağaç dalları ne kadar yakın bana ve ne kadar uzak bir bilsen... seni özlüyorum, uzandığım her defasında.

hayat, bir yolculuğun ayrımına var diye, başka bir yolculuk daha sunuyor sana. buna hep inandım. sen yolcu olmak iste, yol çok... sen gitmeyi istedikten sonra... ben yolculuğu, yolcu olmayı, yolu seviyorum. hiç tanımadığım kültürlerin, tanımadığım sokaklarında gezerken karşıma çıkan insanları o kadar uzağımda sanırken, o kadar yakınımda bulduğuma artık şaşırmıyorum. yakın da uzak da biz, yüreğimizdeki sevgi. bunu biliyorum. yürekli insanları seviyorum. ben yürekli bir insanım, kendimi seviyorum. bir yolculuğa hazırlanmayı sevdim şu hayatta, bir de seni... derken, o yolculuklarda seninle olmayı ne kadar istediğimi fark ediyorum. sen uzaklarda olsan da, hergün, her defasında, bana ne kadar yakın olduğunu hissediyor ve heyecanlanıyorum. yüreğimde sen, ben bil(me)diğim şehirlerin sokaklarını seninle adımlıyorum. "
bugün herşey uzak bana, ve bir o kadar yakın...
seni çok özlüyorum.



.

4 yorum:

buraneros dedi ki...

ya bilirsin şehirlerle aram iyidir... hatta en bilmediğim şehiri bile en fazla bir saatte çözerim. aslında bu genetik bir özellik mi diye de düşünüyorum.. haaa bir yazı yazmalıyım üzerine; çocuklarda gözlemlediğim bir hal üzerinden... Bi de benim gözlerim, yüreğim takıldımı birine... Her şehri en fazla bi saatte çözen beni bıraksan yüreğimin takıldığı yerde 250 metre ileriye, yemin dönüpte bulamam aynı yeri... ha dersen kaç kez başına geldi bu hal... Derim ki bu yaşıma geldim yeni öğrendim. Bir şehri bi türlü ezberimde tutamıyom. Git de misal şirin sokağa... kal gelir bana. De ki nasıl bi yer saniye saniye yazim. zaten yazdım dı di mi;)

novella / विश्व dedi ki...

di :)

Doğan Ömür dedi ki...

Ben olsam şöyle derdim, "bir yolculukları sevdim bu hayatta, bir sana olan yolculukları..." ya da şöyle, "bir yolculukları sevdim, bir seninle sana, senden bana yürümeyi..."
Çok eski bir şarkı vardı, "büyük aşklar yolculuklarda başlar ve serüvenciler düşer yollara..." diyordu. Sonra bu sözleri yazardım bir yere...
Yolculuk güzeldir, yol güzeldir ve varılacak yer o yolda güzeldir çoğunlukla... Yol hüzündür, hüzünlüdür... Yol hüzündür sevgili novella, hüzün ise umuttur, umutludur...
Ben şehirleri sevdim, şehirlerde kadınları. Ama hep bir mülteci hissettim kendimi, şehirlerde ve kadınlarda... Sonra, şehirlerden de vazgeçtim kadınlardan da. Artık sadece yolu ve yolculuğu seviyorum... Kadınları şehir, şehirleri mola sayıyorum şimdi. Yola devam ediyorum...

novella / विश्व dedi ki...

kadın adama gidemiyorsa, yani sadece hazırlanıyorsa yolculuklara ve her seferinde ona sanıyorsa... o zaman bir yolculuğa hazırlanmayı sevdim şu hayatta, bir de seni... der adama. çünkü her yola hazırlanış onadır aslında. onu yüreğinin saklısında alır yanına ve düşer yollara. yol, hüznü umuda çevirir. ya onaysa der, bu sefer ya onaysa...

ama öğrenir zamanla, yolsa bir yolcu olmayı, yolun keyfini sürüp, yolculuğun tadına varmayı...

vazgeömez kadın şehirlerden, sevdiği adamdan vazgeçemediği gibi... vuslat ipinin ucudur elin avucunda kalan. ip boyu yol alır kadın, yol boyu bir ip. çilesini söker önce, sonra çile sarar yine ve yine... yola devam eder kadın... yol umuttur çünkü.