2.10.2013

En çok ne zaman üşür insan bilir misin?

ben bilirim... çok üşüdü benim yüreğim. sesimin çıkmadığı zamanlar bilirim. çıkamadığı. ah o pişmanlıklarım. yüz yüze geldiğim her zaman neden başım eğiliyor sanıyorsun. söyleyemedim. belki de her şeyin müsebbibi bizzat kendimim. başımın ağrısının mesela. kalbimin sıkışmasının ya da. oysa güzel günler gösterdin sen bana. yanlış anlama buna müteşekkirim. ama ne bileyim sanki daha iyisi olabilirdi. daha ölümsüz bir aşk mesela. senle olduğu gibi. ya da bi omuz, daha sağlam. bi yol daha uzun. vardır elbet bi bildiğin. bilmemi istediğin. yoksa durup dururken yağmazdı yağmur. üşümezdim en sıcak günde. ve ağlamazdım böylesine mutluyken, huzurluyken seninle. vardır değil mi göreceğim daha güzel, güneşli ve mutlu günler. yanlış anlama. ateşinle yanmak da güzel elbet ama... gene de ne bileyim... çok üşüdüm. bu kadarı yeter bana.


13.03.2013

Ne Olduğunu Bilmek

Kafanın en karışık olduğu zamanda bile bilirsin yüreğinden geçeni. Doğru odur. Yüreğindeki. Ama sen aklı sokarsın işin içine. Durduk yere kafanı karıştırsın diye. Egonun tatminden aldığı zevk onu obur bir arayışcıya döndürür. Ömür boyu sevebileceğin bir eş ararsın, kendi kriter listene uygun olması şartıyla. Evlenip çocuk sahibi olursun, istersin ki senin istediğin gibi olsun, davransın, sevsin, kavga etsin ve her ne yapıyor olursa olsun sen gibi yapsın istersin. Ne de olsa doğurmanın verdiği bir haktır bu sana. Unutuverirsin senin doğurduğunun da bir insan olduğunu: kendi zevkleri, yaşamı algılayış biçimi ve kavgası olduğunu.

Arkadaşların olur zaman içinde onlarca ve tanıdıkların yüzlerce, istersin ki senin gibi baksınlar hayata. Senin doğruların en doğrudur ya... İş yerinde de durum farklı değildir aslında. Senin anlayışınla yaklaşılmalıdır her konuya, mutsuz olursun başka türlü olduğunda. 

Hayat bir kabullenmedir oysa, ego bu yüzden zedelenir. Bilir ki sen kabullendikçe kendisi küçülecektir. Egosundan arınmış insanların yüzündeki ışığı bir kez gördün mü, başarabilmek istersin... Egondan arınmak ve bir olmak istersin. 

Benim hayat enerjim güneş. Artık bunu biliyorum. Gözümü açıp güneş ışığının evimin duvarlarında yarattığı ışık oyunlarını görünce, seviniyorum. Bana verdiği enerjiyle dolup taşıyorum. Çevremdeki insanların o enerjiyi görüp, "sen bu aralar iyi gözüküyorsun" demesini de... Hoş demeseler ne olacak ki, ben biliyorum kendimi; bahar geldi mi, içimde açan çiçekleri...




20.02.2013

Hayatın Akışını Yavaşlatmak Mümkün mü?

Bu sabah zor kalktım yataktan... Bünyem "yapış" diyordu, "yapış yatağa, gömül içine, sar bedeni bedene"  Hayatın akışını yavaşlatmak mümkün mü gerçekten... Hani şu duadaki gibi... Tanrım beni yavaşlat!

Bir arkadaşımın sözleri çınlıyor kulaklarımda; "biliyor musun, azalttım hayatımda ne varsa, giysilerim bir sırt çantasına sığacak kadar mesela, bir koltuğum, bir yatağım var sadece... Ayrılması kolay oluyor... Ne fark ettim biliyor musun, azalttıkça, çoğaltmışım aslında, özgürleşmişim"

Hayatın içinde bir yerde kırılıyor zaman, sonrası hep aksak ritm. Kulak aksak ritme alışıyor da yüreğin işi hep zor böyle zamanlarda. Ne diyordu şair;
Dün akşama doğru turuncu bir bulut geçti
Sonra bütün bulutlar hep birden geçti
Anılar, anılar, belki hepsi bir kelime
Bazı şairlerin yeri özeldir, ne vakit duysan, okusan, durur zaman... Sahi ne diyordu şair;

Bir daha gelmedi, hayır, bir daha hiç gelmedi
Ama onunla ben
Ne zaman istedimse o zaman yattım.
Tanrım beni yavaşlat, beni yavaşlat ama geri sardırma... Hayat kaldığı yerden ağır aksak gitsin sadece, gömleğimin ucu geçmişe sıkışmadan, yakası gelecek kaykısı taşımadan,  kolları şimdiye tutunmuş, ellerimde hep bir heyecan... Ama yavaş, ama sakin, ama hep bi sevda masalında... Sahi ne diyordu şair;

İçinden doğru sevdim seni
Bakışlarından doğru sevdim de
Ağzındaki ıslaklığın buğusundan
Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de
Beni sevdiğin gibi sevdim seni

Bazı insanlar şanslıdır bu hayatta, aşkın içine doğarlar, aşkın dışına taşarlar... Aşk için yanıp, aşk için ağlarlar... Aşk gelir takılır boğazlarına, durduk yere gözleri nemli, durduk yere elleri titrek değildir bu kadınların. Gözlerinde hep bir hüzün, yüzlerinde  hep bir ışık vardır, saklayamazlar kendilerini, neleri varsa ortadadır. Aşkları da... Sahi ne diyordu şair;

Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu

Zaman durdu. Şanslı bir kadın, şanslı bir adama çokkkkk uzaklardan selam durdu.

9.11.2012

Söz Üzerine

sözlerini bilmediğim bir şarkısın sen... melodine kapılıp gidiyor yüreğim. ne olur anlamsız sözler söyleme bana. vermeyeceğin sözler dökülmesin yüreğinden. sen, içtenlikli bulduğun sözlerime, tutamayacağın sözler verme. keşkeleri silip at dediğin günü düşündüm de... ne oldu nerede dağıldım. nasıl bir acıyla ödüllendirildim gene... baş etmeyi öğrendim ben genç adam, lakin yüreğim hala saf ilk günkü gibi. o yüzden bana tutamayacağın sözler verme.
yazıp bırakmışım kelimeleri bir yerde. aradığım başka bir şey olsa da, vardığım bu kelimeler olduğunu göre düşünmek istedim üzerine. karşımıza çıkan her insanda benzerdir ilk haller. tanımazsın ama hükmün vardır. tanıdıkça yüreğinse kırılan, hükmünde bir yanlış vardır. her insan iyidir. kendin gibidir. sen böyle bilir böyle söylersin. Tanrıyı sorgularken ki en büyük silahındır, madem varsın kötüler niye var. içindekidir yansıyan. Tanrı bazen kötüdür. tıpkı sen gibi. sözlerin yalanı gibidir, Tanrının da yalanı. içtenlikle karşına çıkana sarılırsın ve vuruverir tokatı.  nedir Tanrım senin derdin benle  dersin. bir telefon gelir. bencildir der, Tanrı bencildir sevdiğine karşı. bir tek beni, yalnız beni sevsin böyle bir AŞKla... sen şaşarsın kulağının duyduğuna. kendinin bencilce sevmelerine öfke duyduğun zamanlara gidersin. Ondansa Oysa Onunsa bu duygu, bencilse sevmek her koşulda, Onaysa sadece, Onun içinse, suretinde gördüklerine duyduğun karşılık bekleyen sevgiyi nasıl öldürmeli... kafam karışık genç adam. lâkin, hislerim yanıltmaz beni: seviyorum seni.

yüreğim hala saf genç adam. yüreğim hala yalanı ayır edemez doğrusuyla. bilmez çünkü yalanı, o saf kaldı. ne olur, sözlerinle sözlerimi bulandırma...

21.09.2012

Bazen Bi Duadır Hayata Döndüren


Tanrım beni yavaşlat,

Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir…

Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele…

Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver.

Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.

Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol…

Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret…

Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat. hatırlat ki, yarısı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yasamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim…

Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır…

Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardim et.

Yardim et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.

Ve hepsinden önemlisi…

Tanrım, Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,

Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,

İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ver…

Ve beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver...


Yukarıdaki satırlar,
milattan 2000 yıl önce HİTİTLER’ e ait kalıntılar içerisinde bulunan bir duvar yazısına aittir.
haberi ile yayınlanmış bir web sitesinde. Geçtiğimiz günlerde bir köşe yazarı kaleme almış bir kitap röportajı nedeniyle.

Ben ise aylardır bir tek kelime eklemeye fırsat bulamadığım blogum aklıma düşünce, koşuşturmalı günlerimi bana hatırlatsın diye aldım bu bloga.



Eylül de bitiyor... 
Yağmurlarında ıslanmaya, 
güneşinde gökkuşağı olmaya gidiyorum.
Biraz yavaşlayıp, 
toprağın kokusunu içime çekmeye, 
bir sümüklü böcekle yürüyüş yapmaya gidiyorum. 
Biraz balıklarla sohbet edip,
 bir çam ağacının dalındaki salıncaktan hayata yeniden bakmaya... 
Ağır ağır gidiyorum, yavaş yavaş dönmeyi umuyorum. 
Aşkla Kalın.


17.07.2012

Temmuz




Temmuz da bitiyor dedi...
Gülümsedim. 
İnsanın kendi takvimi ne garip.
Ben duruyorum şimdi. Dünkü bu zamandayım.
İçime çeke çeke yaşadığım bir hayat var.
Aslına bakarsan bir çeşit illüzyon...
Var ama yok,
Yok denemeyecek kadar içimde.

Üstelik ben o hayatın tam orta yerinde durmuş,
O hayata ait olmayan bir balinaya 
tüm sevecenliğimle bakıyor ve gülümsüyorum.
Temmuz da güzel geçiyor. 
 Geçip gitmiş tüm günler gibi beni bana ekliyor.
Çoğalıyorum
Aşk ne güzel bir duygu
Ben bu duygu ile yoğruluyorum.
Mutluyum.






görsel / devianart

4.06.2012

Haziran Neşesi


haziran geldi mi bir gelincik baş kaldırır iki parke taşın arasından, 
kendi dalına ağır gelir tülden dokusu
yağmur yağar, güneş açar, rüzgar savurur 
o durur o parke taşın arasında tek başına
 arabasını otoparkın bir köşesine koyup da 
yorgunluğu omuzlarında evine varanlar
bilmem farkında mıdır o gelinciğin
ya da o gelincik farkında mıdır 
her haziran beklendiğinin




görsel / buradan

1.05.2012

Mayıs


"koca bir ay daha geçip gitti... geriye bıraktığı izlerden bazıları kulaklara küpe, bazıları yüzlere gülücük, bazıları öfke, bazıları endişe, bazıları bir damla yaş oldu... yaşlandıkça zaman hızlı akmaya başlarmış. akıp gidiyor işte. yakalamaya çalışmak değil de, onunla akıp gitmek gerek şimdi."
Aslında bir yorumdu yazdığım, Nisan ayındaki yazıma yorum bırakan dostlara yazılmış. Buraya taşımak istedim, Mayıs'a... 

Adıma bırakılmış bir yorum daha vardı  "Evrenin Dünyası"na bırakılmıştı. Onu da buraya almak istedim. Kimden olduğu konusunda tahminlerin olsa da, emin değilim. Yitip gitsin istemedim. Burada dursun, Mayıs'a yayılsın enerjisi. İyi gelsin, ruha şifa olsun, yüreğe aşk...

Uzun süredir okuyamamıştım yazdıklarını.. okuyamadığım gibi yüzyüze gelip kadehler eşliğinde iki lafın belini kıramadığımızı da farkettim..özlemişim.. tecrübeler büyük konuşturur ya; belki kocaman gelecek söylediklerim duymaktan hoşlanmayacaksın da, ama; içindekiler taşmışsa, duyguların pik yapmışken hala yanlızsan, pembe bulutların üzerinde raksetmen gerekirken karanlıkta hissediyorsan ve üşüyorsan, 2 seçeneğin var ya "dönüp arkanı gideceksin" ya da "sana yaşattıklarını yaşatarak kendine hapsedeceksin".. biliyorum ki sen hapsonulacak kadar özelsin.. bu yorumumu ille de bu sayfaya göndermen gerekmiyor.. senin için dilediğim bulutsuz hüzünler değil kocaman mutluluklar olduğu içindir yazdıklarım yayımlamasanda dikkate al olur mu? öpüyorum kocaman. 



Fotoğraf / babamın doğumgününde trilya'dan bir kare

2.04.2012

Nisan

Baharı hep sevdim... Yeşeren toprağı, tomurcuklanan ağaçları, çiçek yüzlü çocuk gülüşlerini Nisan'da hep daha çok sevdim. Kardeleni sevdim. Kar yüzünü erimek üzere buza çevirdiği vakit güneşin kendini sokağa atma hevesli bir köpek yavrusu gibi zaman zaman varlığını hissettirip, sonra yine kendi dünyasına, bulutların ardına dönmesini de sevdim. 

Nisan her zaman yaptığı gibi, hızla geçip gidecek; kah yağmurları olacak sağanak... kah yakan güneşi parıl parıl... kah gri bulutları olacak hüzün yüklü... kah erik, şeftali çiçekleri umudun gülen yüzü...



görsel / buradan

29.02.2012

Dört Yılda Bir



Bugünü düşündüm, takvim yaprağının dört yılda bir gülen yüzünü. Bugün doğanları, bugün ölenleri... Anılmak zamana bağlı olabilir mi? Birini hatırlamak, birine öfke duymak, birine sarılmak, derdini anlatmak bir güne sığdırılabilir mi? 

Bütün bunları düşündüğümde nasıl da anlamsızlaşıyor tarihler... Zamanlar kalıyor geriye... Anlar... Anılar... Bir de söyleyişler kalıyor kulağımda. Hafızama kazınıyor sesler, gözler ve dudaklar. Bugünü düşündüm. Takvim yaprağının dört yılda bir gülen yüzünü. Sonra yaşamıma değmiş, kalmış, izi hiç silinmeyen o gülen gözleri. Kimi kahverengi, kimi yeşil, kimi açık, kimi koyu... Ama ille ki derin, ille ki sevgi dolu... İyi ki...



16.01.2012

Ocak Yanıyor


Sen kar yağdığına bakma Isabelle dedim... Dedim de Isabelle kim bilemedim. Mesela bu Isabbelle İtalyan olabilir ve ben ona Isabella diyebilirim. Bunu derken ne kadar da güzel de diyebilirim. Bu Bella'nın ne demek olduğunu bildiğim anlamına gelmeyebilir.

Bunları neden anlattığımı bilmiyorum Isabelle. Ama sana bunları anlatmak istiyorum. Çünkü bilmelisin ki, Ocak ayında buralara kar yağar. Ve ben her kar yağdığında yanarım Isabelle. Bunu böylece bil ki, yarın sana anlatacağım hikayeyi dinlerken yüreğin buz tutmasın. Şimdi izninle, pencereme kar vuruyor, camı açmam lazım.




27.12.2011

Bitenler Üzerine

içimdeki kuşku bitsin isterken, 
üzerine konuverdi bir kerkenez
hayat bitenler üzerine düşünmekle geçer dedi 
bir yıl daha bitiyor
akreple başladı herşey... 
yelkovanı yakalayacağım diye bu kadar koşuşturmasaydı
günler geceleri kovalamazdı
aylar yılları...
herşey bir koşuşturmaca içinde geçiyor
ve biz buna hayat diyoruz
kerkenez bence haksız
hayat, başlayacak olanları hayal etmekle geçmeli
ve eğer bir kovalamaca olacaksa
insan ille de AŞKın peşine düşmeli

31.10.2011

Ekim de Bitiyor




Ekim bitiyor
Belki de başka iklimlerde mevsim yenileniyor

İçime açıp baktım dün gece
Gördüklerimi sevmedim
İstedim ki mevsimim değişsin

Sahi ben istedim diye 
Bahar gelir mi yüreğime
Ya da bir kış güneşi ısıtır mı üşüyen ellerimi

Ekim bitiyor
Belki de başka bir yürekte yeni bir aşk filizleniyor
Ağaç olsun
Kuşlar konsun
Yağmurlar yağsın üzerine ılık ılık
Vaktinde essin rüzgar 
Sonbahar geldiğinde sararsın yaprakları
Ne önce
Ne sonra
Ne erken
Ne geç
Vaktinde



1.10.2011

Ekim Gelmiş Üşürüm Ben



yazdan kalma biberlerin
kurumaya yüz tutmuş kırmızısında sevdim seni ben
bir de mavi sıvası yer yer dökülmüş duvara
"seni seviyorum" u yazan elin tuttuğu kiremit parçasının tonunda

kuzguni bir karanlıktı fark ettiğimde
ekim gelmiş buralara
soğumuş pencereden giren hava
üzerime bakışlarını örtsem bir türlü
örtmesem bin türlü üşürüm sabah ezanlarında

sahi sen sever misin kurutulmuş biberin acısını 
sıcacık bir tarhana çorbasının dumanında








12.09.2011

Yeni Pencere


eylül bu!
hüzün bulaşmasa olmaz...

ama ben de evrenim!
yeni bir pencere açıyorum.
derin bir nefes alırken
eylülü içime çekiyorum.
içim ferah
omuzumda şal
balkonda oturmuş
eylülü saçlarından öpüyorum.

gülüşünü seviyorum.

5.09.2011

Eylül



her eylül hüznü getirecek değil ya... 
bu eylül koca bir gülümseme ile geldi...
iyi geldi. 
omzuma bir şal içime ferahlık verdi. 
hoş geldi!







görsel / deviantart

18.08.2011

Değişim



içimde bir huzur havuzu... ben yüzüyorum.
yıldızları seyretmeyi, çiçekleri koklamayı bugünlerde daha çok seviyorum.

"sen mi geldin ben huzur doldum, yoksa sen benim huzurlu yanıma mı denk geldin, inan hiç bilmiyorum,  bildiğim yüzümde bir gülümseme var ve ben bu halimi seviyorum"

yazdım...

göndere basamadım. o akşam Onunla konuşurken, değiştiğimi fark ediyorum; daha sakinim mesela...

O akşam Onunla konuşurken bu değişime beni sürükleyen yüreğimi sevdim, yüreğimden geçenlere selam ettim, yaşamın bana sunduğu şansları, bazen o şansı değerlendirip bazense es geçtiğimi düşündüm... sonra gülümsedim... gülümsedim... gülümsedim... gülümsedim... evet... bildiğin, öyle suratımda aptal bir gülümseme ile saatlerce aynanın karşısında oturup, kendimden doğan yeni kendime... Ona hayran kaldım...



görsel / deviantart

16.08.2011

Ortada Sıçan





garip geliyor bir şey yazamamak... gelip gidip beyaz sayfaya bakıyorum.
içimden geçen onlarca kelime, yazıldığı anda anlamını yitiriyor...
dört onluk oldum artık diyeceğim zamanlara az kaldı...
gene de beni şaşırtacak şeyler buluyorum.
şaşmama şaşıyorum.
suskunum.
anlatacak bir şey olmadığından değil,
anlatacak kelimeleri bulamadığımdan susuyorum.

hayat garip...
sen kendin olup, elini herkese söylediğinde pokerin tadı kalmıyor diyorlar.
belki de bu yüzden biri oyun oynayalım mı dediğinde poker aklıma bile gelmiyor.
ben canımı acıtsa da sokak arasında "yakan top" oynamayı;
boş arsalarda arkadaşlarımın adını söylerken "istop" diye bağırmayı seviyorum...
küçük bir çocukken de aynıydım; saklanmayı da sevmedim ebe olmayı da...
şimdilerde düşünüyorum da;
belki de hayatta; "ortada sıçan" olmamın basit açıklaması
"poker yüzlü" olamayışımda saklıdır.




görseli yerinde görün / zeynepinyeri
yazıyı okuyun: Fareler ve İnsanlar

9.08.2011

Kabuğa Sığmaz




"bi' midye kabuğunu dolduramayan sevgisi  sonsuz yüreğim
neden hep kırığından acıyorsun"

kendi yazdıklarımdan çıkartamadığım anlamlara kızgınım bugünlerde... iki satır karalayıp attıklarıma ihanet belki de benimkisi. güneşin gidişine gizli gizli sevinmek sabah yeniden doğacağını bildiğim için. akşam olsa da ay dede bana masallar anlatsa dediğim çocuk zamanların ne kadar uzağında olduğumu fark ettiğimden beri, kırığından acıyor yüreğim.

bir çocuk parkının çam ağaçları altında, akşam vakti karanlığının sırdaşlığında, sevdalılara ev sahipliği yapacak olan banka oturup da kaldığımda tek başıma, elime bulaşan -kimbilir hangi denizin öfkesi ile ortasından çatlamış deniz kabuğunun- kum tanelerine bakıyordum. loş sokağın, neredeyse dört metreyi bulan sokak lambasından süzülen ışığın ayak ucuma denk getirdiği gölgeden kendime yepyeni bir oyun kuruyordum.

aklımın sesi kalemimin ucuna geldiğinde not defterime şu kelimeleri döküp, yüreğimin iççekişleri ile oradan uzaklaştım.
siz hiç bir gündüz vakti, koca bir parkın tenhalığında, bir çam ağacına ilk aşkınızı fısıldadığınız o anda, dudağınızla yanağınız arasında kalan o masum noktadan öpüldünüz mü? ben öpüldüm... belki de bu yüzden aşk o kadar masum o kadar çocukça gelir hâlâ bana.

8.08.2011

Sallanmak



günlerdir olduğu gibi bu sabah da kafamın ağırlığı ile uyandım. 
kelimeler her kanat çırptığında çakılıyor... oysa süzülseler... 

yazmayı istediğim, yazarsam rahatlayacağımı sandığım, yazamadığım...
kelimeler neden takılıp kalıyor ki...

"sen güçlü bir kadınsın, atlatırsın"
ben kadınım, duygusal bir kadın. atlatamam... 
yaraların izi bende geç kapanır. 
nedenleri, niçinleri, niyeleri üzerine uzun uzun deşerim yarayı... 
beni şöyle resmedebilirsin bu zamanlarda:
oyun parkındaki salıncaktan inmeyi istemeyen gözü yaşlı küçük kız çocuğu...inatçı mı inatçı...
benim dediğim olacak... kişiliği gelişiyor ya...
hayatı da anne diye resmet...
çocuğu ikna etmeye çabalıyor ama sonunda onun da sabrı azalıyor
ve çocuk annesinin elini tutmuş yürürken canından can kopartılıyormuşcasına ağlıyor.
istikamet ev...

böyle günlerde, bir eşik çizerim hayatın orta yerine. 
eşik mi büyür ben mi küçülürüm bilemem gün geçtikçe...
bildiğim o eşikten kolay kolay atlayamam...

"beni öksüz bıraktın" demiş abisi...
"beni yalnız bıraktın" dedim...
bilmem ironiyi anladı mı?
her öksüz biraz yalnızdır ve her yalnız kalanın bir yanı öksüz...
belki de şu hayatta bir tek bana böyle gelir...

geçen gün, "hayata bir sıfır önde başladım" yazmıştım.
ardında da eklemiştim; "keşke hayat bunun bedelini bana ödetmese"
ama hayat bu değil mi?
sen gol atarsan o kaleni söker...

üstelik de annen ağlayacağını bile bile seni o parka bir kere daha götürür 
o salıncağa bir kere daha bindirir
sen bir kere daha ağlar
bir kere daha inatlaşırsın..
sanırsın ki, sen istedin diye yarım saat daha fazla sallanacaksın!





görsel / deviantart