31.12.2010

İyi Yıl Dileklerim



şimdimde durup bakıyorum
kendime
Ona
yüreğime...

iyi yıl dileklerim yüreğimde, sana, ona, kendime...
hepsini dağıtıyorum... sana, ona, kendime...

iyi bir yıl olacak geçmiştekiler gibi.
daha az gözyaşı daha çok kahkaha olacak...
sevgi çoğalıp taşacak.
biliyorum, çünkü yüreğimi hissediyorum.
seviyorum
yaşamayı
insanları
beni
seviyor beni, insanları, yaşatmayı...
ben de Onu
çok, pek çok seviyorum
iyi ki...
iyi ki..
iyi ki.
hissediyorum...
iyi ki,
farkındayım...
iyi ki bana uzattığı aynaları seçebiliyorum...
iyi ki kendimi görüp, değiştirmek için fırsatım olduğunu anlıyorum.
söz vermiyorum ama deniyorum...

iyi olacak bu yıl, biliyorum...

30.12.2010

Donmak


bazı anlar vardır donsun istersin, ama bir sonraki adımı düşünsen... yani donsa an.
ölmeyi istemek gibi gelir bana donmasını istemek.
ben aksın isterim.
zaman aksın.
kalmasın geçmişte, uzanmasın geleceğe.
şimdide oynasın, gülsün, ağlasın isterim.
ben donsun istemem zaman...
hep yüreğim ısınsın isterim...


.

27.12.2010

Ummak





hiç ummadık bir zamanda
anlamaktır kendini, hayat.
ve hiç ummadık bir zamanda
anlayan kendinle kalakalmaktır, yaşamak.


.

21.12.2010

Isınmak






uzakta bir ay ışığının henüz görünmeyen pırıltısında
içiniz ısınıyorsa
yani kalbiniz durup dururken
ve hiç olmayacak kadar hızla çarpıyorsa eğer
yürektir hissettiğiniz
bırakın da içinizi kaplasın sıcaklığı
sarıp sarmalasın yalnızlığınızı
öyle ki,
bir yanınız plan yapsın yarınlara düş tadında
diğer yanınız sere serpe esnesin zamanda



.

19.12.2010

Hasta(lık) ve Yalnız(lık)

insan hastayken anlıyor, yalnızlık en çok o zaman sol yanından vuruyor.
annem sağolsun sebze çorbası yaptı, aklını da giderken burada bıraktı.

camın kenarında oturmuş yağan yağmuru seyrediyorum
böyle zamanlarda aklıma yenik düşüyor yüreğim
ılık bir sıvı geçiyor boğazımdan
ben sanıyorum ki ıhlamur ya da adaçayı
sonradan anlıyorum
anılarım takılmış bir düğümde gıcık yapıyorlar, öksürüyorum
ciğerlerimde kimbilir ne zamandan kalma bir hüzün nüksetmiş gene
ağrıyor ince ince


ah be evrenim diyorum
ne oldu o gülüşlere
halim yok bugün  eskisi gibi yüreğimi dinlemeye
bugün duygusal yanım ağırlaşıyor kara bulutların gölgesinde
yerleri süpürüyor adeta elinde geçmişten bir süpürge
yattığım yerden gördüğüm tozları kaldırıyorum
toz dumana karşıyor
gözyaşım da yağmura

yok ağlamıyorum, camdan dışarıya bakıyorum
yağmur yağıyor,
uzaklara bakınca gözlerim sulanır benim
çok fena sulanır hem de
sen ağlıyorum sanabilirsin ama
ben buna özlemek diyorum.




.

18.12.2010

Çoban ve Keçi







Bir çoban keçilerini asla otlayamayacakları yere götürmez...
İnancını kaybetme!
Yol sarp kayalıklarla bezenmiş olsa da,
Varacağın yerde seni bekleyen mucize her zaman görülmeye değerdir.
Sen yeter ki bakmasını bil.


.

17.12.2010

Şikayet ve Akıl

sıklıkla kendini şikayet ederken buluyorsan ve sıklıkla ağlarken
içinde biriken olumsuzluklardır dışına sızan
akıl vermek kolaydır böyle zamanlarda
aklı alıp koyvermek
bir kulaktan diğerine geçirirken unutuvermek de

kendinle kaldığında ağzından çıkan kelimeleri yaz
ne kadarı olumlu
peki ya olumsuz olanlar
ne kadarı seni sevindiren
umutlandıran
peki ya ne kadarı
üzen
kahreden
değiştirmek istediğin

yaz
yüreğine düşen her kederde
kalemi al eline ve yaz
sonra her cümlenin yanına bir işaret koy
iki üç çeşit işaret kullan ki tablonun tamamını görmek kolay olsun
her olumlu cümlenin yanına kelebek yap mesela, ya da bir eksi işareti koy, sonra yazdığın cümleyi sil
sonra mesela üzüldüğün, değiştirmek istediklerinin yanına bir yağmur damlası yap, ya da istersen bir soru işareti, sonra yazdığın cümleyi sil
sen seç işaretleri, nesneleri, istersen sadece renkler koy ama yazdığın cümleleri sil
sonra bak bakalım çizdiğin tablo neye benziyor

dışarıdan bir göz ol kendine
bak tablona bir iyice
o tabloyu sen çizdin
öyle çıkıp geldiler diye düşünme
oradalar ki çıkıp geldiler

şimdi kelebekleri mi sileceksin tablonda yoksa yağmurları mı bir karar ver
çünkü, kelebeklerin kanatlarına ağır gelir yağmurlar







.

16.12.2010

Temiz



elimde bir yürek silgisi
uçuşan kelimeleri siliyorum
aklıma ne düşerse, önemsiz, değersiz

yüreğime düşene sarılıyorum
bir öykü üzerinde çalışıyorum
gitmiyor, yazdığım her kelime o anda oraya eklenmesi gereken değil

ilk cümlesi belli...
gerisi...
gelecek biliyorum.
bekliyorum.

koca bir boşlukta, elimde bir yürek silgisi
geçmişi temize çekiyorum.
yazdıklarıma hikaye demeyi seviyorum.



.

15.12.2010

Çürük Yürek




ben gene de yüreğimi çürütmedim, dedi.
gülümsedim. ilk defa duyuyordum.
yüreği çürütmek.
oysa ne çok olayda, durumda, insanda, duyguda, heyecanda, aşkta, kim bilir kaç kez çürütmüşümdür yüreğimi diye düşündüm.
aklıma gelen onlarca an'a gülümseyip, her birini ayrı ayrı sevdim.
onların beni, bugün vardığım noktaya taşıyan mihenk taşları olduğunu bir kez daha fark ettim.
teşekkür ettim, iyi ki dedim, iyi ki... yaşadım diyebiliyorum...


.

14.12.2010

Dağ Kadar Laf

dağın tepesindeki adam oraya düşmedi

bu sözü bu sabah  bir blogta okudum... kendi fasit dairesini kırmak isteyen bir kadın tarafından yazılmış bir yazının son cümlelerinden biriydi. okurken sevdim. buraya alırken düşündüm: ya uçak kazası olduysa... güldüm. anlatılmak isteneni anlamak istemeyip yan çizen aklıma iki çift laf ettim. az önce uma'mın yazısına cevaben yazılmış deneyeceğim sözü, sadece yazılmış olmak için yazıldı ise Evren Hanım, eyvallah, dedim. yok eğer yüreğinle yazdıysan, yani inanarak, yani en çok kendine, bir tek kendine yazdıysan eğer, bir daha oku bakalım dağın tepesindeki adam oraya düşmedi cümlesini, dedim. okudum. gülümsemediysen iyi, yok eğer gülümsediysen o da iyi ama gidip sil yazdığın deneyeceğim sözü geçen cümleni, diye devam ettim. ya yazdığın gibi ol, ya olduğun gibi yaz. bu dağ kadar lafı da unutma! da dedim ama bu son kısmı sanki biraz öfkeli çıktı ama bazen inatçı olan akla, sopayla anlatmak gerekebiliyor. anlayan aklıma bir ödül vermeliyim. bugün onu bir süre düşüncesiz bırakarak nefes almasına yardımcı olabilirim. belli mi olur, onu derken, kendimi de ödüllendirmiş olabilirim.







.

13.12.2010

Açmak




pembe turuncu bir sabaha açtım gözlerimi
yer yer erimiş karlara, buza dönüşmüş su birikintilerine
üşüyen kedilere
titreyen köpeklere
kanatlarını çırpmadan öylece bekleyen kuşlara açtım
geçen haftanın güneşine kanıp tomurcuklanan ağaçlara
ve çiçek açan bitkilere
bu sabah gözümü hayata açtım


.



12.12.2010

Yaşamak Güzel

dün yılın ilk karı yağdı
nasıl da güzeldi, sıcak bir evde, soğuk bir kış gününe uyanmak
nasıl da keyifliydi yatağın içinde  dönüp durmak
hayallar kurup, o hayallerde istediğin rolü kapmak
insan kendi masalının kahramanıyken yaşamak güzel
bu lafı söylerdim de ne anlama geldiğini geç anladım
insan kendi masalının kahramanıyken yaşamak güzel

oysa çok azımız kendi masalımızda bir rol buluruz kendimize
pek çoğumuz; anne babalarımızın yapamadıkları ve içlerinde kalan uktelerle yönlendiriliriz
geri kalan büyük bir çoğunluk elinden tutanı olursa ilerler şu hayatta, o nereye giderse o da oraya...
yaşadığımız toplum hayat çizgimizi çizmiştir doğduğumuz gün:
büyürsün, evlenirsin, iş sabihi, çocuk sahibi olursun
kendine ait olmayan bir masalda figuran olduğunu fark edip mutsuz olursun

sonrası hep bir yürek sıkıntısı, hep bir yürek yanması
oysa büyürken çocuklar özgür bırakılsalar,
kendi masallarını yazmak konusunda cesaretlendirilseler
belki yine baş rol oynamazlar ama dediğim gibi
insan kendi masalının kahramanıyken yaşamak güzel





.

10.12.2010

Aşk



kış
bağırıyor
dışarıdayım

içimde bir ses fısıldıyor
havanın ne önemi var
ben hep içindeyim

neyi duymak istersen
onu duyuyorsun işte



.

9.12.2010

Sakin


alabildiğine sakin bir rüzgarın etkisine bıraktım gülüşümü
yüreğimi bıraktığım huzur denizlerinin sonsuzluğuna yelken açıyorum kaç zamandır
gülümsüyorum
okyanuslar kadar engin ve derin
bir çocuk kadar pervasız

seviyorum bu hayatı
ve hep iyi ki, diyorum
İYİ Kİ
buldum SENİ


.

7.12.2010

Duymak

her zamankinden daha çok ihtiyacım var sesini duymaya
seni yüreğimde hissetmeye
sakinliğe
dinginliğe
sabıra
bugün her zamankinden daha çok ihtiyacım var



bugünün güzel geçeceğinin,
alacağım tüm haberleri hayra yormamın habercisi miydi
kasığımdaki beyaz bitler

dün akşam gözlerimi kapadığımda gördüğüm
beyazlar içindeki derviş
habercisi miydi
herşeyin iyi olacağının

öyleyse teşekkür ederim
değilse de teşekkür ederim
rahat uyudum
çok rahat


.



6.12.2010

Kuşlarım Uçtu



kuşlarım uçtu bugün...
AŞıK oldum.
gözlerini kapa dedi. kapadım.
ellerini aç dedi. açtım.
seyret dedi. seyrettim.
kuşlarım uçtu, ben hafifledim.


.

5.12.2010

Bağırmak


düşünmek içinden çıkılmaz bir hal aldığında
ve o susturmak istediğin sesler ayyuka çıktığında
bir dağda olduğunu düşün
ya da ıssız bir ormanda
sonsuz bir okyanusun kumsalında
ağaçların sesini duymaya çalış
yaprakların fısıltısını
dalgaların köpüklerini dinle bir vakit

kalp atışlarındır duyduğun
tıpkı bir stetoskopla dinler gibi dikkat kesil ve dinle
doygunluğu azsa
derinden geliyorsa
hali kalmamıştır yüreğinin
avaz avaz bağırmaya




.

Yağmur



yağmur hüzünle girmiş kolkola yürüyor sundurmanın hemen yanında
nasıl da huzurlular nasıl da yeni yetme bir sevda onlarınki
uzun süren bir hasretliğin kollarında kayboluyor görüntüleri
bakıyorum onlara uzaktan

geçmişin keşkeleri yarının acabalarında kavrulup giderken
yüreğime dolan hüznün
gözlerimdeki yansıması yaşlar(ım)

uzun zamandır dışımdalar
yağmur ve hüzün
bir süredir içimde çalmıyor notaları

pencere kenarında oturmuş seyrediyorum geçişlerini
hüznümü bir kağıttan geminin güvertesinde bırakalı aslında çok olmadı
zamanın göreceliğinden bakınca
şimdi yağıyor yağmur
ve gemilerim S.O.S. veriyor
batıyor hüzün
yağmura teslim ediyor kendini
güle isteye bırakıyor kendini
damlanın kavuşacağı o büyük okyanusa

belki de tek umududur
okyanus olmak bir damlanın bir gün


.

4.12.2010

Bulmak



bulmak için önce aramak gerek
tıpkı bir fıkrada anlatıldığı gibi
Tanrım bana çok para ver, diye yalvaran bir adama
önce git bir bilet al diyen Tanrı'nın öfflediğini düşündünüz mü hiç
oysa bizler en ufacık olaylara bile bir tahammülsüzlükle yaklaşırız
bazen düşünüyorum da, herşeye sabırla yaklaşan insanlar vardır ya
Tanrı kaçıyor herhalde onların içine
bayılıyorum böyle insanlara
sesleri yükselmiyor, sinirleri gerilmiyor, tansiyonları çıkmıyor
yüzlerinde bir gülümseme cevap veriyorlar sana
önce git bir bilet al

***
ayak direten o küçük çocuktan bahsettiğimi hatırlıyorsunuz değil mi
o çocuktum ben de
bazen gördüğümün doğruluğuna inandırmak için kendimi nasıl da ayak diretirdim
sonunda gördüğüm doğru çıkardı, bazen
ne mi olurdu
direten o küçük çocuk mutlu olurdu
ne geçici bir hevesti o anda gülümsemek
gülümseyen yüzün ardına gizlenen yürek acırdı
böyle birşeydi haklı çıkmak
ne oldu derim kendime, ne oldu, gördüğünün gerçek olması sende neyi değiştirdi
yüreğini acıtmaktan başka ne faydası oldu sana haklı çıkmanın
ya haklı çıkmasaydın
kızıp duracaktın bu durumda da kendine
ama ah zihin
sen ne menem birşeysin
evet, seninle uğraşıyorum
uğraşıyorum ki anlayasın
ben efendinim
beni yönetmekten vazgeç

tahmin etmesi zor bir kabullenmedir bu zihin için
onu yok saymak
yaşamak demektir
zihin yaşamanızı istemez
o acı çekmenizi
geçici heveslerle mutlu olmanızı
kendinizi meşgül edecek gereksiz ayrıntılarda boğulmanızı ister

***
bulmak için önce aramak gerek dedin de şimdi ne anlattın derseniz
o küçük çocuğu arıyorum ben
ayak direten o küçük çocuğa iki çift lafım var
işin değilse burnunu sokma
sümüklü sümüklü dolaşırsın etrafta diyeceğim de
korkusundan kaçtı saklandı galiba
ya da anladı kabahatini
göreceğiz bakalım
kabahatini anladıysa gülümseyerek gelir yanıma
yok saklandıysa
zaten gene ve yine sürünerek döner bana
şimdi bekleme zamanı

***
aradığımı bilsin diye yazdım bu satırları Ona
zihnimin sesini yüreğimdeki ile yer değiştirmenin bir yolunu arıyorum
o yolun o küçük çocuğun ayak direten inadından geçtiğini biliyorum


.

3.12.2010

Suskun

suskun kalmayı becerebilenlerden değilim
öğreniyorum
zamana ihtiyacım var
daha da önemlisi sanırım teslim olmaya
yüreğime, Ona

***
tereddütlerin var, dedi.
evet vardı,
zihnim sürekli konuşurken ve kabul etmeliyim ki çok ama çok geveze,
tereddütte olmamak imkansız

***
insan nasıl anlar ses yürekten mi geliyor
yoksa gene geveze iş başında mı

***
çünkülü cümleler yüreğin işi değildir mesela, diyor okuduğum kitap
oysa benim cümlelerim sıklıkla çünkülerle bezenmiş bir pembelikte

***
güzel yürekli dostlardan biri demişti ki, iyi ki sana çok yakışıyor
nasıl da sahiplenivermiştim
nasıl da bir tek benim olsun, benle anılsın telaşı sarmıştı benliğimi
gülüyorum bencil yanıma
gülümseyerek selamlıyor ve seviyorum onu, büyüyor işte o da bebek telaşlarıyla
ne yapsın vardır kendini öyle ifade etmekle ilgili kırık bir yanı diyorum
bazen o kırık yanın nedenleri ve niyeleri ile uğraşırken buluyorum kendimi
gecenin suskunluğu güzel bir zaman dilimi gibiydi zihnin at koşturması için
şimdi diyorum ki, iyi ki, bırakabildim o suskunluğu yüreğime, en azından büyük bir bölümünü

***
zihin at koşturduğunda endişeleri çoğalıyor insanın
endişeleri uykusuz geceler takip ediyor
oysa uyku Ona teslim olup da yenileneceğimiz en güzel suskunluklardan biri
gözüm kapalı olduğu halde zihnimin görüntüler geçidinden çıkıp da güneşe değdiğinde yorgun bir bedenle uyanırdım güne
şimdiler de bebek gibi uykularım

***
bebekler uyurken gülümserse, derler ya, melekler ziyaret ediyor diye
inanırım meleklere
beni de ziyaret ederler bazı gecelerimde sabah güler yüzle uyanışımdan anlarım
ben şaşarım bazı insanların uyanamayışına
saatlerce yüzleri asık oradan oraya dolaşmalarına
yok yok bu insanlar pek dolaşmazlar da, yani zorunlu olmadıkça
genellikle otururlar ve somurturlar
gülümseyerek günaydın derim onlara da
isterim ki meleklerin kanatları dokunsun dudaklarına
bazılarındaki gülümsemeyi görmek eşsiz bir tabloya bakmak gibidir

***
suskun mu demiştim
kendim için mi
hiç beceremeyeceğim birşeyden bahsediyorum gibi
size de öyle geldi mi

***
şu turuncu çiçekler gibi sadece büyümemin sesi duyulsa sessizliğimde
iyi ki sadece bunu duyan bir dostum var şu hayatta
gülümsüyor bana
biliyorum
kum bulaşmış yanağımdan anlıyorum
arasıra öpüyor beni





.

2.12.2010

Süslü Kelimeler




süslü kelimelerim yok bu sabah
içimde bir yer, yüksek ihtimal zihnim kızgın bana
yüreğimse bekliyor, sakin

***
bir ses sürekli aynı şeyi söylüyor:
sen yüreğinle görüyorsun
o zihni ile okuyor
söylesene nasıl anlaşacaksınız

***
anlaşamıyoruz
belki bir gün anlaşılacağız
insanın ruhsal gelişimi ve değişimi gözle görülebilir olmuyor ki
yürekle bakmayı öğrenebilmek gerek, yüreğin aldığı yolu

***
inatçı bir çocuk gibi ayaklarını direten büyüklere gülümsüyorum ben
eski ben böyle zamanlarda yerlerde sürünürdü
öyle bir ayak diretirdi ki... kendimden biliyorum ben bu halleri
geceleri uyumaz
kabuslar görürdüm
değişen neydi
ben yüreğimle bakmayı öğrendim
ah bir de geveze zihnimin dilini koparıp atabilsem
salt yürekte var olabilsem

***
sevdiğim kişilere sorardım 'beni ne kadar seviyorsun'
bu benim ana eksenimdi: 'sevilmek'

***
bir gece önce
'seni seviyorum' diyor ve bekliyor
beklediği 'ben de'
bunu bildiğimden belki de
'çok emin değilim diyorum, ben hala hissetmeye çalışıyorum'

***
sahi nasıl sever insan
var mıdır bir matematiği

***
ne büyük beklentisi olan bir sorudur bilir misiniz
ben çok iyi bilirim, dedim ya kendimden bilirim hem de
insan 'sevilmek' ile 'sevmek' arasında koca bir hayatı tüketip bedenini terk ediyor
geriye onu nasıl bilirdiniz sorusu kalıyor
'kötü' diyeni duymadım
adettendir herkes 'iyidir'
onun adet olmadığını Onun katında herkesin 'iyi' olduğunu anladım
yaşamak denen şeyin öğrenmek, farkına varmak olduğunu da...

***
ciddi bağımlılık problemleri olan biri olarak diyebilirim ki, ruh ikizim ki onu hala AŞKla anarım
bana bunu öğretti çok önemli bir deneyimle üstelik
'sevilmek' bağımlılığımın hastalıklı yüzü ile karşılaştım ben
iyileşmesi zor bir dönemdir
enkaz ağırdır
yürek fazlaca yaralı
o yaralı döneme denk düşen bir aşkın sabrıydı beni büyüten
incinmiş iki yüreğin birbirinin aynasında kendilerini görebilmesiydi
ben kendi adıma diyebilirim ki
İYİ Kİ...

***
'sevilmek' arzusu bencildir
oysa 'sevmek'; AŞKla sevebilmek öyle midir




.

1.12.2010

Yarım

insan ruh ikizini arar
yarımını
anlatıldığı üzere kaybettiği yarımını
oysa bu sonsuz birliktelik
mutlak mutluluk ve huzur değildir
aynadır
ruh ikizi sende olanı ve olmayanı gösteren bir ayna

ruh ikizi
erkek ya da kadın değildir
yarımındır
diğer yarın
onda gördüklerini alıp gidersen yüreğine SENi görürsün

zihnine gidersen yanlış okursun, duymak istediğin gibidir her kelime
oysa yürek sana fısıldar duyman gerekeni,
SENsindir kızdığın, öfkelendiğin, sevdiğin
SENsindir ruh ikizin







.

İncinmek





yüreğiniz öpüldü mü sizin...

Akıl Oyunları



aklın oyunlarına yenik düşüp konuşan dili sevmiyorum
bir yılan gibi sokmaya hazır bekleyişini
aslında yüreği kıran inciteni söyleyemeyişini de...

bir yansımaysa eğer gördüğümüz, duyduğumuz bir yansımaysa
sen de bir zamanlar bir yerde
bu kadar özensizce kırıp geçtim mi kelimelerinle diye soruyorum kendime
cevabı veren akılsa çok güvenme diyorum
ama ya yürekse... bekliyorum. yüzleşmek bir bedeli ödemektir çünkü.

kelimeler, sen anlam yükledikce varlar ve seninler ve seninleler
sonra
sonrası koca bir boşluk
umur yürekte bir sızıya dönüşüyorsa
aklın oyunlarına yenik düşüp konuşan dil ne kadar dürüsttür hiç sordun mu kendine...



.

30.11.2010

Karışık

kafan karışıyorsa eğer
yani bir gün bir yerde durup da ne yapıyorum ben diye soruyorsan
ve hemen ardından sorduğun peki ya kimim sorusuysa
kafan daha da çok karışıyor değil mi

belki de asıl yolculuğun işte o zaman başlıyor
bu dünyaya neden geldim
neyi başarmalı
neyi öğrenmeli
neyi bulmalıyım

ne kadar vaktin var bilmiyorsun
daha ne kadar çaba harcayabilecek gücün olacak, bunu da bilmiyorsun
bildiğin bugün senin
bugün sensin
bugün o gün
erteleme
karışıklığı belki bugün çözemezsin
ya ipin ucunu bulmak için son şansınsa bugün
işte bu da ilk ip ucun değil mi
bugünü es geçme
bugünü erteleme
ipin ucu sende
tut bugünü
taşı yarına
haydi çık yolculuğa
kendinle başbaşa
git gidebildiğin kadar
eğer biraz şanslıysan bulursun
sen kimsin
neden geldin
nereye gidiyorsun
nerede duracaksın
duracak ve orada kök salacaksın
orada sen olacaksın






.

Gün

yazmak isteyen aklıma inat, gelip geçen onca kelimeden hiçbiri tutunmuyor yüreğime
gelip geçiyor işte
ben durup bekliyorum
gelecek o kelime
gelip de takılacak yüreğime
işte, diyorum, o vakit tutmayın beni.
öyle bir yazacağım ki; öylesine  akıp gidecek kelimeler
dönüp okuduğumda ağzımdan çıkıverecek o cümle:
ben mi yazdım şimdi bunları...
evrensel bir enerjinin etrafımda tur attığını hissediyorum
o enerjiye siz ne dersiniz bilmem ama ben o enerjiyi hissettiğimden beri yaşamı biraz daha fazla seviyorum
sesime yansıyor ışıltısı, şakıyormuşum öyle diyorlar...
şakıyor sesim
benim sesim mi?

sıklıkla kendimi önce gökyüzüne sonra da yüreğime bakar yakalıyorum.
sonra sessizce ve bazen yüksek sesle:
bugünlerde benle uğraşıyorsun, diyorum.
gülümsüyoruz karşılıklı.
iyi ki, diyorum.
iyi ki, dediğini duyuyorum.





.

28.11.2010

Teklik


tek başınasın öyle mi
yapayalnız yani
peki ya o arasından çekip de kendini açtırdığın parke taşlar
peki ya o köklerinin tutunduğu toprak ana
veya o gökyüzü alabildiğine  mavi
ve hatta bulutlar beyaz
boynunu büken o rüzgar
ve ipeksi yüzünü yalayıp da geçen meltem

tut ki gri o gün gökyüzü ve karardı bulutlar
ve toprağın kaybetti en verimli yanını yağan sağanakta
yalnız mısın sen şimdi söyle bana
tek başına mısın şu hayatta
seni güzel gören gözlerden hiç bahsetmiyorum bile
hayranlıkla kırmızına bakan
ve tüm narinliğinle
hayatı bulduğun yerde hemen oracıkta
çakıl taşlarından bile yer bulup da açıvermene
imrenerek bakan

tanımadan seven yüreklerin adını bile anmıyorum
sana bunu yazan yüreğimin esamesi okunmaz ya böyle zamanlarda
sen gene de söyle bana
yalnız mısın sen şimdi
tek başına


.

27.11.2010

Neden Nereden Nereye

bu soruları bir çocuk sormaz
bir çocuk yaşar sadece
bir çocuğun en derin düşüncesi nedir dersiniz?
peki ya sizin?





.

Ressam



gökyüzüne bakıyorum
bir ressamın eli değmiş gibi diyorum
bir ressamın eline değmiş diye düzeltiyorum


.

Gülümsemek



gülümsemek, dudağın bir hareketi olamaz
gülümsemek, bir bedenin bütünüyle yapılabildiğinde
yaşamı algılayabilmektir
                      bu yüzden mucizevidir


.

26.11.2010

Kaybetmek



düştüğünde bile gülebilmektir kazanmak
ve kaybetmek
unutmaktır gülüşünü


.

Tokat



bir değil üç değil tam beş...
aslında saymadım
aslında tokatlar sayılmaz
sayılmaz çünkü fark edilmez
ben fark ettim ama saymadım
şimdi dönüp saymaya kalksam kimbilir kaç tanedir

zihnimin labirentinde dolaşa dursun anılar
ben sınavla uğraşıyorum
kaç sınav geçtim  diyorum
en büyük sınavım ne
bundan da vazgeçiyorum
bir labirentteyim biliyorum
çorba pişirirken çorba pişirmeyi öğreninceye kadar köleyim
ben çorba pişiremiyorum
ben çorba pişirmek istiyorum
sadece basit sıradan bir çorba
ve çorbayı yiyebilmek tek başıma


.

Özenme


pencereleri neden sevdiğimi buldum ve kapıları diyorum
nedenini o da görüyor artık biliyorum
konuşmak pencereleri açmak demek
ve ağlamak kapıları
kapı pencere açık öylece oturuyoruz
O konuşuyor
biz dinliyoruz
ağlayınca gözlerimizi kendimizden kaçırıyoruz
aynaya bakmak zordur ağlarken ikimiz de biliyoruz


.

25.11.2010

Dinlemek

dinlediğim bir çok şeyi anlamadığımı fark ediyorum
baktığım ama göremediğim bir çok şey olduğu gibi

bugünlerde büyüyorum
büyürken tökezleyip düştüğüm oluyor sıkça
yeni kelimeleri söylemekte zorlanıyorum mesela
ve yeni anlamlarını, öğrendiğimi sandığım o kelimelere yüklemek zor
kafam karışıyor

çocuk yanım düş kuruyor
büyük aklım daha bir geveze
geçinip gidiyorum şimdimle
geçmiş kulağımı çekiyor çokca ve gelecek korkutuyor gözümü
ben çocuk yanımın düşüne sığınıyorum böyle zamanlarda
O beni koruyor, hep olduğu, hep koruduğu gibi aslında
bunu daha bir fark ediyorum şimdi

düşüm beni bırakmıyor
yüreğim bu ara daha bir serseri







Hayır, hiçbir şeyden,
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim.
Benim için yapılan iyilikten de
Kötülükten de , benim için ikisi de aynı.
Hayır, hiçbir şeyden,
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim.
Ödendi, süpürüldü, unutuldu.
Geçmiş umrumda değil !
Hatıralarımla ateşi yaktım.
Kederlerime,zevklerime artık ihtiyacım yok
Aşklarımı süpürün ve tüm heyecanlarını
Sonsuza dek süpürün,sıfırdan
başlıyorum.
Hayır, hiçbir şeyden,
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim.
Benim için yapılan iyilikten de
Kötülükten de , benim için ikisi de aynı.
Hayır, hiçbir şeyden,
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim.
Çünkü yaşamım, çünkü zevklerim.
Seninle bugün başlıyor.

Kelebek



kelebekleri özgür bırak
içinde uçarlarsa öldüklerinde üzülürsün
onlar kendi doğalarında uçsun
uçabiliyorsan sen uç içinde
dışındaki kanat çırpınışlarını dinle


.

Ayna


sen duymak isteyince duyuruyor sesini
aynalar koyuyor karşına
bakmasını bilirsen ve istersen görüyorsun kendini


.

24.11.2010

Şans



şans, hiç beklemediğiniz anda başınıza gelendir
saklandığınız şemsiye altında yüzünüze değen bir kar tanesi kadar şaşırtıcıdır
içinize yayılan bir gülümsemenin başlangıcıdır
güzeldir



.

His



sıcak bir kahve fincanının içindeysen eğer, çırılçıplak kalakaldıysan kar yağmaya başladığında,
hissettiğin sıcaklık mıdır, yoksa tenin mi  titrer ince ince...




Görsel / Meltem Sözer


.

Yeni Gün

yeni bir güne uyanıyor insan, gün yenil(en)iyor hep
oysa benziyor geçmişine
ne değişiyor diyorum
ısınıyor mu hava
buzullar eriyor mu
bazı yiyecekler ve hatta su tükenmek üzere diyorum sessizce
insanlar çoğalıyor
tüketiyoruz kendimizden başlayarak diyorum sonra
kafam bugün karışık
oysa yeni bir güne uyandım
yeniden
yenilenerek
değişen ne
soğuyor hava
yapraklar kavuşuyor toprağa
hatırlıyorum gene bir bahar ertesindeydi bütün bu yaşananlar
benziyordu üzerinden geçtiğim günlere
değişen ne
belki biraz daha farkındayım şimdi bulutun
ve hatta kuşların
odanın penceresini açsan ne yazar ki diyorum kendime
sen yüreğinin penceresini aç
bak bakalım
mevsimin ne

ne tanıdık geliyor yazdığım her kelime
değişen birşey de yok gibi
sanki ben eski ben
kelimeler eski
hissettiklerim de
yenilenen ne
baktığım pencere oluyor cevabım
gördüğüm yer hatta

Uçup Gittiğinde


uçup gittiğinde herşey
ve herşey uçup da gittiğinde
elinde bir sen kalıyorsun
biraz manik bir akıl
az biraz depresif bir yürek
sımsıkı kapanmış avuçlarına batıyor tırnakların
kendini tutuyorsun avuç içlerinde
gözünden akan yaşın da önemi kalmıyor artık gecenin birinde
ağladığın ne
ağladığın yalnızlığın mı gene
ağla o halde
anlayamadın ya sen geceyi
konduramadın ya yüreğine yalnız kalmayı
ağlarsın işte böyle
sessiz gecenin mum alevinde
içine akıttığın göz yaşları
üşütür seni sadece


.

23.11.2010

Gizem



bugün başım ağır
çok ağır
havadan
bir de galiba alışık olmadığı beklemek durumundan
ağırlaşıyor giderek
ilk iki üç gün en zoru derler ya
öyle olsa gerek
bugün aldığım haberle rahatlamalıydı bedenim
damarlarım genişlemeli
ve akmalıydı kanım
ama öyle olmadı
başım ağrıyor
başım çok ağrıyor


.

Evrenin Dünyası



Bir dünyam var,
içine sığdırılan onlarca yaşanmışlığımın ağırlığında yavaşlayan bir hızla dönüyor hâlâ.
Orada okudukların ya da okuyacakların mi demeliyim; bendi, bendendi, benimdi.
Burada okudukların, yoksa okuyacakların mı demeliyim; ben, benden, benim.
Değişen ne birlikte keşfedeceğiz.
Ama bir şey değişti.
Ben olduğumu düşünüyorum.
Gökyüzüne hep kafamı kaldırıp da bakarım.
Tanrı ile konuşmak öyle bir şey çünkü benim için.
Hele de güneş varsa O oradadır bilirim. Kafamı kaldırıp bakarım gökyüzüne.
Sonra gülümserim.
Neden kafamla bakıyorum ki hâlâ sana derim.
Gülümser O da bana bilirim.
Kalbime iner bakışlarım
Kalbimin küt küt atışından anlarım.


.

22.11.2010

Savrulmak


savruluyorum
korkuma yenik düşüp tutunmaya çalıştığım her dalı ağırlığımla kırıyorum
hafiflemeliyim
temizlenmeli
kendi yarattığım ağırlığı
kendi başıma
yo hayır
tek başıma
evet tek başıma sırtımdan
yüreğimden olacak ya doğru kelime
indirmeliyim
artık bunu hak ettim
doğru kelimelerle
doğru hisleri eşleştirecek kadar büyüdüm
ah bir de sabretmeyi öğrensem
bir de beklemeyi
dünyanın merkezi olmadığımı
dönüp durduğum şeyin
ne olduğunu bir bilsem
dursam
dönmesem
beklesem
sabretsem
gitmesem
korkuma yenilip
tüketmesem


.

Anlamak

anlamak gibi bir çabanın içine girdin mi
büyük bir girdabın da içine düşüyorsun
düşünmek düşmek anlıyorsun
daha da ötesini bulman mümkün değil
ama akıl bu
bırakır mı peşini
düşmeni istiyor
yüreğinde yeşerttiğin bütün keyfi süpürmeni sonra




sen kağıttan kuşlar yapıyorsun kendine
ve kelebekler
ve bir güneş
ve bir yağmur yapıyorsun kağıttan
işte ne kadar olabilirse
o kadar uçuyorsun
gökyüzüne
bir damla düşüyor sonra
bir kara bulut gelip oturuyor o sevincine
anlamak için çabalamak istemiyorsun
çabalamıyorsun hatta ama bırakamıyorsun da
içinde bir yeri acıtıyorsun
daha önce bildiğin ve acıttığın oysa
ve sonra küsüyorsun hayata
kuşlara
güneşe
kanatlarına
yırtıp atıyorsun ne kadar kağıt varsa
parça parça oluyor bir yığın önünde
bakıyorsun ama anlamıyorsun
bütün bunları yaşamanın bir anlamı var oysa
öğrenmen gerekiyor beklemeyi
çocukken annenin dediği gibi
insan aynı anda herşeye sahip olamaz değil mi
bak düştüğün yerde gördün işte bu cümleyi
haydi kalk ayağa şimdi
yeniden dönüştür kağıtları
kuşlara
kelebeklere
güneşe
yağmura
ve aşka


.

21.11.2010

Beklemek





yürüdüm kapısına vardım
bekledim
önce bilsin istedim
bağırmak istedim
kapının önündeyim
sonra
sessizce bekledim
açmadı kapısını
bağırmak istedim
kapının önündeyim
sustum



.

Durmak

durmuyor işte
düşünüp duruyor da
durmuyor bir türlü
dönüyor
kendi etrafında
fasit bir daire
duruyor
sadece düşünüp duruyor
düşünmeden dursa ya
ama olmuyor
düşü(nü)yor
dur(m)uyor


.

Nerdeyim?

ben yokum
birinin dışındayım
biriyle arafta
biri benim dışımda
ben yokum
ben nerdeyim
ben
nerdeyim
ben
kendi dışımdayım
kendi içimde
kendimle araftayım
biri yok
o benim
ben
yokum
nerdeyim?





.

Karmaşa



köşeleri tutulmuş bir hayatın ortasında değil köşesindesindir sen de
ortaya çıkmaya korkan bedenini kandıran aklının oyunlarına kanma
karmaşayla beslenen yüreğine sarıl ve at kendini ortaya
çırılçıplak ve yalnız kalmak mı korkun, düşmek mi yoksa
düşersen de kalkmasını öğrendin sen hem de daha bir çocukken
çırılçıplaktı bedenin doğduğunda ve ruhun arınsın diye geldin o bedenle tekrar dünyaya
yalnızdın, tek başına, kimsen yoktu, anneni, babanı yaşayacağın ülkeyi sen seçmedin
geldin, çırılçıplak
gideceksin, çırılçıplak
dinlen biraz
soluklan
nefes al nefes ver
dinle
kendine uyan
kendini duy
aklının oyunlarıyla oyalanan yüreğini bırak suyun akışına
o atacağı zamanı bilir
güven ona
unutma ortada duracaksın
hayatın ortasında

.

20.11.2010

Masal



bir masaldı uyandığım ve uyuduğum bir masaldı, şehir
o şehirdeydim
seninleydim
nefes aldım
nefes verdim
sen oldum
uyuduğum bir masal oldu şehir ve uyandığım bir sen oldu benim


.

14.11.2010

Boşluk


Çıkmıyor, dökülmüyor, akmıyor
Bir boşluk
Yeri(n) dolmuyor
Başım ağır
Çok ağır geliyor
.
 .
  .
Düşüyor
    .
     .
       .
Düşüyor
         .
           .
             .
Düşüyor


.


13.11.2010

Dinginlik


Duru bir suya bakıyorum
Ben oradayım
Suyun içinde
Sakin ve sessizim
Kendime
Ürkek ve yabancı
Bekliyorum
Ondan gelecek bir cevap değil beklediğim
Ben kendi sesimi duymak istiyorum


.




12.11.2010

Işık


Gözün ucundaki ışık
Sesin tınısına yansıyor
İçinde aşk
Dışında evren parlıyor


.

Acı İçinde


Acıdan kurtulmayı istersen, yüzersin içinde.
Acının kaynağını bulursan kurutursun içinde.
Bakmaya değil görmeye çalış.
Anlamaya değil, keşfetmeye.
Hissedersen keşfedersin.
Bırak kendini içine.

Şefkat orada.


.